ASKERHABER.COM ::: TARAFIMIZ TÜRKIYE
Sosyal ilan
TSK: "ULUDERE'DE ABD İSTİHBARATI YOK"
HAKKARİ'DE HAVANLI SALDIRI: 1 ŞEHİT
BEKİR COŞKUN'A, "PAŞA" SORUŞTURMASI
ERMENİLERİ SEVİNDİREN ŞEHADET
DEMOKRASİ KOLBASTISI!

DEMOKRASİ KOLBASTISI!

  31 Ağustos 2010, Salı 02:00:59 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DEMOKRASİ KOLBASTISI!

“PUÅžTMODERN” MEDYA İLE “LÜMPEN AKP”
38 37       Haberi Arkadaşına Tavsiye Et Yazdır..

“PUÅžTMODERN” MEDYA İLE “LÜMPEN AKP”NİN DEMOKRASİ KOLBASTISI!

*****

NİÇİN “DEMOKRASİ”YE “DİN” MUAMELESİ ÇEKİYORLAR? KÜRESEL GÜÇ ODAKLARI İNSANLIÄžIN IRZINA GEÇERKEN DEMOKRASİNİN “KUTSANMASI” KİMLERİN İŞİNİ KOLAYLAÅžTIRIYOR?

*****

ENTEL LİBERALLER, HOCALARINA BİLE İHANETİ GÖZE ALARAK “LÜMPEN” AKP’NİN PEŞİNE NASIL TAKILDI? BURUNLARINDAN KIL ALDIRMAYAN ADAMLAR, KASIMPAÅžALI BİR İMAM HATİPLİYE NİÇİN “BİAT” ETTİLER?

Dünya döndükçe başımızda dursun ErdoÄŸan, Putin-Medvedev denkleminde olduÄŸu gibi Gül ile karşılıklı bir tahterevalli kursunlar; biri Konut’ta diÄŸeri KöÅŸk’te, sonra öteki KöÅŸk’te diÄŸeri Konut’ta olmak suretiyle memleketi ömür boyu idare etsinler; biri meydanlarda “EVET” için debelenirken, diÄŸeri topladığı domateslerle babasının bahçesinde gazetecilere pozlar versin; aralarına aldıkları KılıçdaroÄŸlu ve Bahçeli ile tenis topu gibi oynasınlar, ne yaparlarsa yapsınlar.

Yalnız!

Kendisiyle mülakat yapmak için poposunu yırtan AyÅŸe Arman bu fırsat bahÅŸedilirse ErdoÄŸan’a ÅŸu soruyu mutlaka sorsun, sıkıyorsa:

 “8 yıldır sizi destekleyen, akıllar veren anlı ÅŸanlı liberallerimizden gerçekten memnun musunuz, sahiden hoÅŸlanıyor musunuz? HoÅŸlanıyorsanız neden?”

ErdoÄŸan kurnaz olduÄŸu için, “Bu hatun neden bu soruyu sordu acaba” diye düÅŸünürken havayı hafifletici bir senaryo teklif edilebilir:

“Cengiz Çandar, Ali BayramoÄŸlu, Hasan Cemal, Fehmi Koru, Emre Aköz, Nazlı Ilıcak, Gülay Göktürk, Ahmet-Mehmet Altan ve Mehmet Barlas ile eÅŸlerinizi de yanınıza alarak ÅŸöyle bir haftalık bir Pataya tatili yapar mıydınız? Orayı istemezseniz, bir Tibet turu, Dalailama falan da olur...”

ErdoÄŸan’ın gerçek fikirlerini öÄŸrenmek için sinirlendirmek gerektiÄŸi üzere, bu soru yeterdi ve cevap kendiliÄŸinden gelirdi:

“Ne tatili be kardeÅŸim, benim elimden gelse bu adamların yüzüne bakmam!”

Zaten bakmıyor da...

Tayyip ErdoÄŸan uçak muhabbetleri için daha çok gazete yöneticilerini tercih ediyor, liberaller ise daha ziyade Abdullah Gül’ün gözdeleri.

ErdoÄŸan’ın, kendilerini “liberal” diye tanımlayan zevattan nefret etmesi için sayısız sebebi var.

Politik geçmiÅŸinde liberalizmin “L”si bulunmayan ErdoÄŸan, iktidar olduktan sonra oturup geceler boyu dersine çalıştı da liberalizmin “olmayan” derinliklerini mi keÅŸfetti, hayır.

Gazete köÅŸelerinde adı geçen yazarları okuyup da ilim irfan sahibi mi oldu, hayır.

Tam tersi, tv oturumlarında neredeyse yıllardır her akÅŸam evlerimize mecburi misafir olan entellerin hemen tamamının üzerine yapışmış “ukalalık”, “kibir” ve “despotluk” sempatiyi deÄŸil öfke ve tiksintiyi tahrik ediyor.

Salih Memecan’ın davetinde afiyetle isli viski yuvarlayan Emre Aköz ile ErdoÄŸan 500 yıl aynı tencerede kaynasa ne olur?

Ahmet Altan ile İstanbul’dan Ankara’ya otobüs yolculuÄŸu yapsalar Bolu’yu bulamazlar.

Nazlı Ilıcak’la çay molası verseler hır çıkar, saç saça baÅŸ baÅŸa kapışırlar.

Mehmet Barlas’ın yanağını okÅŸamasına “iktidar narına” izin veren Tayyip ErdoÄŸan, kim bilir eve gidince yanağını kaç kere yıkadı.

Fehmi Koru ve Taha Akyol ile aynı trene biner mi ÅŸüpheli.

Bugün referandumda “evet” diyeceÄŸini açıklayarak iktidara “sürtünen” Orhan Pamuk Nobel’i aldığında ErdoÄŸan’dan bir telefon bile gelmemiÅŸti. ErdoÄŸan, Pamuk’un bir tek romanını okuduysa diÅŸimi kırarım.

Bir taraftan öteki tarafa ne böbrek ne karaciÄŸer ne de beyin nakledilebilir.

ErdoÄŸan’ın kullandığı genel jargona, hiddetine hakim olamadığı zaman kullandığı sözlere bakınca tipik bir “lümpen” görüyoruz. Sınıf aidiyeti yok, burjuvaziden de iÅŸçi sınıfından da hoÅŸlanmıyor. Kendisine “halkçı” süsü vermesi, gariban evlerine yaptığı ziyaretler hepsi oy devÅŸirmek için, hepsi yapay... Mitinglerde toplananlara takındığı “tebessüm” maskesi o insanları sevdiÄŸinden, inandığından deÄŸil... Milli iradeye saygısından hiç deÄŸil.

“Lümpenizm”in, anlık veya dönemsel çıkardan baÅŸka hiçbir ÅŸeye saygısı olmaz, olamaz.

Bir lümpen “gücü” ele geçirdiÄŸi zaman “ezer”, karşısına daha büyük bir güç çıkarsa da “boyun eÄŸer!”

Misal, bir zamanlar Türkiye’nin genelkurmay baÅŸkanı ile arasını yapması için Wolfowitz’den ricada bulunuluyordu ama Bush çetesi defolup gittikten sonra yüzler Putin’e döndü, 5 milyar dolarlık nükleer santral iÅŸi altın tepside takdim edildi. Yarın gerekirse Almanya’ya, Çin’e de bir takım ikramlarda bulunulur.

“Lümpenizm” böyle çalışır, çünkü böyle hisseder, böyle düÅŸünür, anlık, dönemlik ittifaklar, taktik çıkarlar! Lümpenlerin “stratejisi” olmaz.

AKP’ye egemen “lümpenlik” , boÅŸluÄŸunu ve hiçliÄŸini sadece “din, iman, inanç” kavramları ile dolduruyor. ErdoÄŸan’ın miting meydanlarındaki konuÅŸmalarına bakın, entelektüel seviye sıfırın altında. Üstelik de muazzam demogoji ile techiz edilmiÅŸ.

Öfkelendikleri anda, Bülent Arınç’ın, Mehmet Ali Åžahin’in veya Hüseyin Çelik’in nasıl lümpenleÅŸebildikleri de ortada.

AKP’yi yönetenlerin, her fırsatta saldırdıkları İsmet İnönü’nün entelektüel seviyesine ulaÅŸabilmeleri için ömürleri yetmez. Ne İhsan Sabri ÇaÄŸlayangil’in, ne de Menderes’in seviyesine.

Turgut Özal bile hiç olmazsa Red Kit okuyordu.

Bunların en iyi okuduÄŸu ÅŸey, ÅŸirket bilançoları, kar-zarar hesapları, satış(!) faturalar, bu faturalardan doÄŸan “nema”ların, “komisyonların” listeleri!

ErdoÄŸan’ın ömrü hayatında sadece “muhasebe tutmuÅŸ” olması bir tesadüf deÄŸil.

Türk medyasının mektep görmüÅŸ liberalleri ile AKP’yi dokusal olarak ayıran ölçütlerden en esaslısı bu kültürel “yokluk”la malul lümpenliktir.

İyi saatte olsunlar öyle uygun görmüÅŸ olmalı ki, miting meydanlarında bir de KılıçdaroÄŸlu tebarüz etti ama onun da lümpen söylemiyle AKP’den geri kalır yanı yok.

“Erkeksen gel çık karşıma!” diye höykürüyor.

“Yanına en kralını al gel” diyor...

Nedir bu?

Pavyon basmaya mı gidiyor yoksa bir anayasa metnini, hukuku mu tartışıyorlar?

Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı deÄŸiÅŸiklik sebebiyle Meclis tarafından çıkartılan metnin artık “yok hükmünde” olması sebebiyle ErdoÄŸan-KılıçdaroÄŸlu ikilisinin “tiyatro” oynamaktan baÅŸka çareleri de yok ya, orası ayrı...

Nasıl cezbedecekler meydanlara toplanan insanları, palavra, demagoji, yalan, lümpenleÅŸme ve dayılanmadan baÅŸka ne var ellerinde?

HSYK’nın ve AYM’nin üye sayıları artırıldı da nasıl seçileceÄŸi belli mi? DeÄŸil.

Neyi “refere” edecek yurttaÅŸ?

Türk siyasetinde ve Türk medyasında “mantık ve akıl yürütme” çok uzun zamandır zaten terk edilmiÅŸ bulunuyor. O kadar ki, insan bir “mantık” sorusu üretirken, “yoksa ben manyak mıyım” diye ÅŸüpheye düÅŸüyor.

Milliyet’te “demokrasi” döktüren “eski darbeci” Hasan Cemal, yan sayfada aklı ve hukuku savunan Rıza Türmen’i okumuyor ama görevini devrederken yaptığı konuÅŸmasıyla adeta bir “lecture”  veren İlker BaÅŸbuÄŸ ile dalga geçmeyi maharet sayan Rasim Ozan Kütahyalı’yı okuyor, beÄŸeniyor, savunuyor, hatta arkalıyor da!

Aklın ve samimiyetin tükeniÅŸinin resmidir bu.

...............

 

Binnetice, “lümpen” AKP iktidarı ile kibirli ve sosyetik liberallerin nasıl müttefik oldukları biliniyor da bu birlikteliÄŸin hala sürüyor olmasını ve “görüntüde” hala bu ittifakın yeni yeni cepheler kazanıyor havasını acaba neye yormalıyız?

Aklı başında her insan ÅŸu sorunun yanıtını merak ediyor: Bu “arızi” ve “marazi” yol arkadaÅŸlığı nasıl oldu da hala lastiÄŸi patlatmadı?

Onları birbirine yapıştıranlar, Türkiye’yi bölüp parçalamayı hedefe koymuÅŸ küresel “oyun” kuruculardı. Asitle-baz gibi zıt “liberaller” ile “AKP”yi bu oyun için eklemleyen tek ortak nokta ise “iktidar” açlıklarıydı.

AKP’yi hem acemilikleri, hem de aç gözlülükleri sebebiyle “iktidara” oturtanlar, medyadaki entelleri de AKP’ye lojistik “asker” yazdılar.

Her iki tarafın kumandası da oyunu kuranların elindeydi.

50 yıldır zaten “egemenlerin yazarlığını” yapan Mehmet Barlas ÅŸu anda Sabah gazetesinde nasıl “egemen” ise, Ankara’da da Tayyip ErdoÄŸan hala egemen. Birbirlerinin yanağından makas almayacaklardı da kimden makas alacaklardı?

Ama artık yetmedi mi?! Bu “çirkin” ittifak kabak tadı vermedi mi?

AKP’yi üç gün daha beÅŸ gün daha iktidarda tutmak için “it gibi” çalışan istihbari çete, hırslarını yenememiÅŸ emekli kurmaylar ve yabancı servis elemanları, bu tefessüh etmiÅŸ tabloyu daha ne kadar götürebileceklerini zannediyor? Bütün ülkeye yayılan ufuneti nasıl önlemeyi düÅŸünüyorlar? Memlekette yaratılan toplam yıkım nasıl reorganize edilecek?

*****

Gelelim ana meselemiz olan “demokrasi” oyununa.

Siyasetin güç odakları ile medyanın güç odakları halka, millete ne anlatıyorlar yıllardır? Hangi söylemleri kullanıyorlar? İkinci olarak da medyanın ve siyasetin geri kalan güçleri ne iÅŸ tutuyorlar? Onlara düÅŸen tamamlayıcı görev ne?

Cevap ortada.

Entel medyacılar ile “lümpen” AKP’nin ortak kullanabileceÄŸi yegane söylem “demokrasi” kavramı idi.  Bu kavram muazzam “örtüleme’ kaabiliyetine haizdi.

Demokrasi söylemi insanlık âleminin son 200 yılda üretebildiÄŸi en etkili propaganda silahı idi, en kullanışlı “yalan”dı.

Bu âlemde artık “demokrasiyi” sevmeyeni dövüyorlar. 

Demokrasi öyle bir “din” gibi sunuluyor, öylesine kutsallaÅŸtırılıyordu ki...

Artık faÅŸistler de demokrat, kafatasçı da demokrat, liberal de demokrat, dinci de demokrat, muhafazakâr da demokrat, neoconcu da demokrat olmuÅŸtu...

Berlusconi de demokrat, Sarkozy de demokrat, El Beşir de demokrat, Ahmedinecad da demokrat, Budistler de demokrat, Sihler de demokrattı...

Amerikanın giden gelen kurt yönetimleri zaten demokrattı!

Kimin ne kadar demokrasiye inandığını ölçen bir beyin tomografisi çekilemeyeceÄŸine göre herkes istediÄŸi an demokrat olabiliyordu.

Deklare etmek yetiyordu.

“Ben demokratım, demokrasiye inanıyorum, daha fazla demokrasi istiyorum”, stop!

*****

Peki, ortada küresel koca bir yalanın dolaşıp durduÄŸunu gösteren asıl gerçek nedir?

O çıplak gerçek ÅŸu ki, dünyada “sahici anlamda” bir demokrasi hala yok, hem de hiçbir ülkede yok!

Demokrasiyi icat eden Atina’da demokrasi sadece site yurttaÅŸları için vardı. Köylüler, serfler için var mıydı? Yoktu.

Roma da köleler için demokrasi var mıydı? Yoktu!

Åžimdi de dünya ölçeÄŸinde milyarlarca insan için demokrasi yok, kiÅŸisel özgürlük yok, anayasal güvence yok...

Daha doÄŸrusu “egemenlerin” çizdikleri sınırlar içinde, izin verdikleri ölçüde var.

Öte taraftan, küresel tröstlere aslanlar gibi demokrasi var, küresel finans kapitale demokrasi var...

Onların küresel ve lokal iÅŸbirlikçilerine demokrasi var.

Gerisi yalan!

Öyleyse inanılmaz bir ilaçla karşı karşıyayız.

Bütün hastalıkları “tedavi” edebiliyor. Ama bu ilacı yalnızca güçlüler kullanabiliyor, dünyanın geri kalanı “hasta” kaynıyor.

Komik gazeteci İsmet Berkan, yönettiÄŸi Radikal Gazetesinde birkaç gün önce enteresan bir demokrasi hikâyesi anlatmaktaydı:

Osmanlı’yı ziyarete bir Amerikan ticaret filosu gelmiÅŸ. BaÅŸlarındaki albay ile Osmanlı yetkilileri, oturup sohbet muhabbet etmiÅŸler, sıra ticari anlaÅŸmalara gelmiÅŸ. Osmanlılar demiÅŸler ki, bu anlaÅŸmaları imzalarız ama “gizli” olmak kaydıyla. Amerikalı albay çok ÅŸaşırmış. Ben böyle bir ÅŸey yapamam, “gizli” anlaÅŸma bizde olmaz, hükümetime anlatamam, demiÅŸ... Osmanlılar da, tamam biz gizli tutarız, siz ne yaparsanız yapın, diye baÄŸlamışlar.

Anlıyoruz, İsmet beyin hikâyesi Amerikan demokrasisini ve ÅŸeffaflığını pek güzel yüceltiyor da, aynı Amerika’nın kuruluÅŸundan bugüne kadar bütün dünyadaki iÅŸbirlikçileri ile yaptığı gizli anlaÅŸmaları ben mi yaptım?

Bugün Çankaya’da oturan Abdullah Gül, Powell ile yaptıkları 9 maddelik gizli anlaÅŸmayı Türk basınına anlatmadı mı, birkaç yıl önce?

General Powell, Tanzanyalı mıydı?

İşte bu arkadaÅŸlar hem gazeteci, hem yazar, hem de demokrat, tut kelin perçeminden!

*****

Her gün bütün gazeteleri ve köÅŸeleri okuyun, televizyon programlarına bakın, tartışmaları izleyin. Yuvarlak hesap, küçük büyük, irili ufaklı 100-150 kadar İsmet Berkan’a rastlarsınız.

Hepsi demokrat, liberal, ÅŸeffafçı, asker düÅŸmanı, haybeden yargıç, istihbaratçı, malumatfuruÅŸ, bilirkiÅŸi, ukala, kibirli, despot...

PerÅŸembe pazarı diyeceÄŸim ama deÄŸil, “Demokrasi” pazarı, don 5 lira, sutyen 5 lira!

Mideniz kaldırabilirse eÄŸer, “demokrasi” diye kürsü kürsü bağırmakta olan Tayyip ErdoÄŸan’dan, yine demokrasi diye böÄŸürmekte olan yeni yetme Rasim Ozan Kütahyalı’ya kadar azgın bir takım oluÅŸtuÄŸunu görürsünüz.

Aynı merkezden yönlendirilen bu takıma, bütün liberal mafyayı, tekmil muhafazakâr çeteyi dâhil edin...

Başbakanın yanında menemen testisi gibi dizilmiş bakanları koyun...

Fehmileri, Cengizleri, Hasanları sakın eksik bırakmayın.

Engin Ardıç’ı dâhil edin ki iÅŸkembe çorbası tam tekmil olsun.

Bir de “Türk ordusu laÄŸvedilip yenisi kurulmalıdır” diyen Mümtaz’er Türköne’yi unutmayın,

tüy ÅŸeklinde tepeye dikebilirsiniz.

PapaÄŸanlar gibi “demokrasi de demokrasi”, baÅŸka laf yok!

Bunlar hadi, iktidar nimetlerini kullanan, paylaÅŸan veya dolaylı nemalanan bir konjonktürel koalisyon.

“Karşı tarafta” görünen, CHP’ye, MHP’ye hatta Kürtçü BDP’ye bakın, onların aÄŸzında da demokrasi sakızı!

Ne sakızmış ki yüzlerce siyasetçi, yazar, tartışmacı, terör uzmanı, istihbarat artığı kim varsa hepsi çak çak çiÄŸniyor, bana mısın demiyor.

“Bu kadar hünerli bir kimya olabilir mi?” derseniz, ortada kimya yok “simya” var.

Demokrasi kavramına bu kadar iÅŸtiyakla, bu kadar hevesle yüklenenler aslında birer simyacı.

Simyacı, yani taşı altına çevireceÄŸini söyleyen palavradan kimyacı.

Kel alaka maddeleri birbirine karıştırıyor, ısıtıyor, yelliyor, üflüyor ve deÄŸerli bir ÅŸey ürettiklerini iddia ediyorlar. Tıpkı, referandum paketindeki içi boÅŸ yavelerden “demokrasi” ve özgürlük üretebileceklerini söyledikleri gibi...

Antik simyacıların arasında sahiden bir ÅŸeyler bulmaya çalışan saf adamlar da vardı, bizim simyacıların yalanları ozon tabakasını deldi.

Güdük referandum paketinden “demokrasi” çıkacakmış! KuÅŸ çıkacak aslında.

Toplumun üzerinde kurmaya çalıştıkları “parti diktasına” karşılık, bunların savunduÄŸu demokrasi en hafif ifadeyle “muhayyel”dir, normal ifadeyle ise devasa bir yalandır.

Bunların demokrasisi bir simya malzemesidir, ciladır, örtüdür, aldatmacadır.

“Damgalı” liberallerin dışındakilere de dikkat buyurun:

Profesör unvanı ile üniversitelerde ders veren Ahmet İnsel gibi; AB uyum çalışmaları esnasında Türkiye’ye sızıp, memleketimizden kız alan ve Radikal’de yazarlıkla ÅŸereflendirilen Lahendayk birader gibi; “mert” Nuray olsaydı ülke için herhalde daha hayırlı olacak olan Nuray Mert gibi; “dinci uzmanı” diye kendine bir kariyer icat eden RuÅŸen Çakır gibi; kıblelerini arayan ÅŸaÅŸkınlar babında Cüneyt Ülsever yahut Mehmet Tezkan gibi; piyasa yapmak için Fazıl Say’ın her konserine farklı bir “partner” ile takılan Ahmet Hakan gibi; sit-com tadında her türlü rezilliÄŸi kaleme aldıktan sonra kafalarına saksı düÅŸmüÅŸçesine kendilerine gelip, ulan memlekete dair bir ÅŸeyler de biz söyleyelim diye demokrasi döktüren Reha Muhtar-Hıncal Uluç ikilisi gibi nice eÅŸhas-ı muhteremin aÄŸzındaki sakız da aynı demokrasi sakızı.

En nihayet Okay Gönensin bile köÅŸeyi doldurmak için çiftçinin ineÄŸin önüne saman boca ettiÄŸi gibi okuyucuya ha bire demokrasi boca ediyorsa, gitsin o demokrasi kendini kör kuyulara atsın daha iyi. Sayesinde insanlık âlemi demokrasiden kurtulur bari bir hayrı dokunur.

Demokrasi, bu heyet tarafından bu şekilde kullanılıyorsa, bu eziyet de ona yeter demek lazım ama...

“İktidara” kuyruk sallamak anlamında her Tanrı’nın günü “EVET”in faydalarını anlatmak için çırpınan gazeteciler ne kadar komik duruma düÅŸtüklerinin de farkında deÄŸiller.

Ağızlarından demokrasiyi düÅŸürmeyen liberal çete, basit bir muhakeme sorusuyla görülebilecek çıplak gerçeÄŸi görmekten ve göstermekten kaçınmaya devam ediyor.

 “8 yıl” hükümetlerin hayatında çok uzun bir zaman.

AKP 8 yıldır iktidarda ve demokrasiden başka laf etmedi.

Pratikte ise kendi “parti iktidarını” pekiÅŸtirmekten baÅŸka hiçbir ÅŸey yapmadı.

Türkiye Cumhuriyeti, bir “parti ülkesi” haline getirildi.

Parti hükümranlığını geniÅŸleten her türlü giriÅŸim, düÅŸünce ve davranışın özgürlük alanı geniÅŸletildi, bu sürece karşı çıkanların ise sesleri kısıldı, hayatları kaydırıldı.

Demokrasiyi istediÄŸini söyleyen bir kimse, bu gidiÅŸi göremezse, bunu sorgulamazsa ve gidiÅŸattan ürkmezse, ne düÅŸünmemiz gerekir?

Ya ahmaktır, ya iÅŸbirlikçidir ya da samimiyetsiz bir yalancıdır.

Sekiz yıldır AKP iktidarda değil mi?

Sekiz yıldır demokrasiyi getirmekten baÅŸka her ÅŸeyi yapan AKP hükümeti, bir güdük referandum ile mi demokrasiyi getirecek diye sormazlar mı adama?

Tıpkı, darbe darbe diye çemkirerek milleti esir almaya çalıştıkları gibi, demokrasinin esamisinin okunmadığı yerde, hiç durmadan “demokrasi” diye bağırıp durmak AKP’yi “demokrat yapmaya” yeter mi?

Üstelik ülkede yaratılan baskı, tehdit, korku ve ÅŸantaj ortamı da cabası.

AKP iktidarının ve bizzat ErdoÄŸan’ın harbiden “demokrat” olduÄŸuna bir nebze inanıyorlarsa eÄŸer, bu yazarcıklara bir teklifim olacak:

“AK Parti” yerine “AKP” yazın da görelim!

2002 seçimlerinde iktidara geldiÄŸinde hepsi de partiyi “AKP” diye yazıyordu, uzun zaman öyle devam ettiler, ne zaman ki BaÅŸbakan “KardeÅŸim adımızı yanlış yazıyorsunuz, biz AK Parti’yiz” deyince, usul usul dümen kırdılar ve ÅŸimdi tamamı AK Parti yazıyor.

Sizin demokrasiniz iÅŸte bu, AKP’nin demokrasisi de iÅŸte bu!

Bir baÅŸka demokrasi örneÄŸi:

Eski televizyoncu, AKP grup baÅŸkanvekili Suat Kılıç nam bir yakışıklı var piyasada, parti sözcülüÄŸü yapıyor, televizyona çıkıp her fetva verdiÄŸinde sıklıkla ÅŸu ifadeyi kullandığı dikkatimi çekti.

“Karar verilir, sonra araziye inilir anlatılır, netice alınır...” filan gibi.

Peki ne demek “araziye inmek?”

Siz Türk siyasetinde böyle bir jargonu daha önce iÅŸittiniz mi?

Ya bu metroseksüel görünümlü parti sözcüsü, kullandığı kelimelerin farkında deÄŸil ya da dip zihniyetini ele vermekte...

Millete gitmek, kamuoyuna açıklama yapmak ne vakitten beri “araziye inmek” oldu?

Bu millet “arazi” mi? Yoksa tohumlanacak tarla mı?

Halka “arazi” diyecek kadar lümpenleÅŸen metroseksüelden “demokrasi” çıkar mı derseniz, iÅŸte bir tek o çıkmaz.

Bu iktidar, hem lümpen hem de kurnaz! Çarıklı erkan-ı harp dediklerinden...

Bülent Arınç geçen hafta “vahiy gelmiÅŸ” gibi konuÅŸtu:

“Vallahi Mustafa Balbay’ın, günahım kadar sevmediÄŸim Tuncay’ın içerde yatmasına gönlüm razı olmuyor. Darbeyi planlayanlar dışarıdayken bu hak mı?”

“Yalakalıkla” görevlendirilmiÅŸ medya bu lafın üzerine atladı, sayfalar doldurdu. Bülent Arınç bir lafla merhamet ve hukuk anıtı oldu.

Hâlbuki meramı ÅŸu idi:

KardeÅŸim Mustafa içerdeyse, 102 subay da içerde olmalıdır. Yoksa TSK’nın imtiyazı mı var?

Tiksindirici hale gelen medya leÅŸkerleri, “Silivri sizin iktidarınızda toplama kampına dönüÅŸmüÅŸken, siz neredesiniz?” diye bile soramadı.

Çük nerde Selanik nerde?

*****

“Demokrasi” söylemini Batı icat ettiÄŸi için tabii ki çok daha ustaca ve incelikle kullanıyor bu aleti...

Türkiye’de demokrasi genellikle “halkı kandırmak ve kazıklamak” için kullanıldıysa da

Bu gün tamamen bilinçli ve planlı olarak “örtüleme” amacıyla kullanılmakta.

AKP’ye yol gösteren ve gündem haritasını çizen “istihbari psikolojik harp çetesi”nin hüneri bu...

Demokrasiyi sittir edin!

Bu “saygın” ve “muteber” kavramı “örtüleme” için kullanacağız.

Mevcut demokratik sistemin kazanımlarını ortadan kaldırma sürecini saklayacağız.

Nasıl saklarsın?

Bir tek yol var:

“Demokrasi” sihirli bir kelime olduÄŸuna göre, abanırsın demokrasiye iÅŸi bitirirsin.

AKP “tüccar” parti, onu kullanmak yönlendirmek çok kolay da, peki “bütün bu kepazelikleri” örgütleyen, düzenleyen, birbiri ardına gündeme koyan “arka plan”daki “hisseli kumpanya” yarın devlete millete ne hesap verecek?

“ Biz, AKP’nin gerzekliÄŸinin derecesini ölçmek için yaptık her ÅŸeyi” mi diyecekler?

AKP’yi yönlendiren, kamuoyunu oluÅŸturan, gazeteleri biçimlendiren ve konuÅŸturan “organize iÅŸler”, Pakistan’a yardım dümeniyle Emine ErdoÄŸan’ı sahneye çıkartırken, yanına dün Semra Özal’ın yanında papatya, bugün Emine hanımın yanında “AKPatya” olmayı normal sayan BoÄŸaz güçlülerini ve dahi Hülya AvÅŸar’ı oturturken, bir “günlük iÅŸi” daha bitirmiÅŸ olmanın huzuru ve rahatlığı ile “yevmiyeyi hak etmiÅŸ” ve o gece güzel bir uyku çekmiÅŸ olabilir.

Bu resimleri arka arkaya görüntüleyip, sırayla oynatarak AKP iktidarına bir oksijen tüpü daha baÄŸlamış olabilirler.

Fakat bu hastayı ölümsüz hale getirmeyi baÅŸarabilirler mi?

BaÅŸaramazlar.

Çünkü dünyada hiçbir iktidar ölümsüz deÄŸildir.

*****

Çok da haksızlık etmeyelim, demokrasi derken AKP’nin meramı kendi iktidarına “özgürlük”, rejimin ırzına geçme hürriyeti, parti diktası vs, ise...

Liberal çetenin meramı, kendilerinden olmayan herkese saldırma özgürlüÄŸüdür.

Nasıl bir demokrasi olacaksa orada istedikleri gibi at oynatacaklar.

Bir yandan Türkiye dönüÅŸtürülürken, bir yandan iktidarları devam edecek...

ÖrneÄŸin, yarın iÅŸler ÅŸu ÅŸekilde görülecek:

Genelkurmay BaÅŸkanlığı’na davet edilecek bu zevat... Büyük masanın bir tarafında genelkurmay baÅŸkanı, kuvvet komutanları, büyük karargâhların kurmay baÅŸkanları oturacak...

Karşı tarafta, baÅŸbakan ve birkaç bakan ile birlikte Cengizler, Mehmetler, Altanlar, Fehmiler dizilecekler...

Konu açılacak...

“ABD OrtadoÄŸu’da feÅŸmekân ülkeye girmek istiyor efendiler... Bizi de yanında görmeyi arzu ediyor. Ne yapalım?”

Bizim liberaller ile yakın zamana kadar BOP eÅŸ baÅŸkanlığı yüksek görevini ifa etmekte olan ErdoÄŸan “girelim hemÅŸerim” derlerse, Türk ordusu dalacak içeriye ABD ile beraber...

Yok, “canımız istemiyor” derlerse Türk Silahlı Kuvvetleri, “emriniz olur” diyecek, girilmeyecek...

Bunların demokrasi dediÄŸi rejimde, askerler “taÅŸak oÄŸlanı” olmuÅŸ olacaklar, anlayacağınız.

Mehmet Altan’ın gazetesi Star’da, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yaylım ateÅŸi etsin diye köÅŸe verdiÄŸi YaÄŸmur Atsız isimli kiÅŸi geçen gün yazıyordu:

“1955’te yeniden kurulan Alman Ordusunun (Bundeswehr) mevcudu 190 bin. Askerlik mükellefiyetinin kaldırılarak tamamen profesyonel kadrolarla 163 bin kiÅŸilik orduya dönüÅŸtürülmesi kararlaÅŸtırıldı. 1955’ten bu yana 55 yıldır gelmiÅŸ geçmiÅŸ toplam orgeneral sayısı 43. Yazı ile kırk üç! Åžu andaki toplam general ve amiral sayısı ise 29...”

Bu beyzade devam ediyor:

80 milyonluk Almanya’nın ordusu böyleyken, 73 milyonluk Türkiye’nin TSK mevcudu neden 800 bin, neden 347 general ve amiral yönetiyor?”

YaÄŸmur Atsız’ı tanımam etmem, baÄŸlantılarını bilemem. Sadece, bu liberal zevatın hangi konuları niçin “örgütlü bir ÅŸekilde” defaatle ve usanmadan dile getirdiklerini merak ederim.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “küçültülmesi”, “paralı askerlik” ve “profesyonellik” gibi cafcaflı tekliflerle hedeflenen genel amaç, Türk Milleti ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki tarihsel ve milli bağı kopartmaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri “Allah’ına” kadar profesyoneldir. Türk Bayrağı, ÅŸehadet ÅŸerbetini içmiÅŸ askerlerin kanından mülhem kan kırmızıdır. Vatan, para için savunuluyorsa, ortada ne vatan vardır, ne de savunan.

Bu teklifi uluorta yazan ve dile getirenler, giderek profesyonelleÅŸen, paraya kavuÅŸan, zenginleÅŸen, yatlara, yalılara ulaÅŸtıkça da kendi mesleÄŸinin ırzına geçen medyacılarla, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni karıştırıyor.

 Bu vesile ile Bay Atsız’a bir hususu çalışmasını tavsiye etmek isterim.

Almanya, ikinci cihan harbi yenilgisiyle, bir anlamda “iÄŸdiÅŸ edilmiÅŸ” bir ülkeydi. 1955’te kurulan ordusu “izin verildiÄŸi ölçüde” bir ordudur. (Bakınız Japonya!)

Ama “bugünkü” Almanya’nın yönettiÄŸi muazzam küresel finans kapitali, ABD’deki demografik incelemede birinci sırada gelen 45-50 milyonluk “Alman kökenli” nüfus kapasitesi ve Amerikan “kabuk devleti” içindeki “konumlanışı” hesaba katıldığında, Almanya’daki “yerel” silahlı kuvvetlerini kısmen daraltmaya gittiÄŸi bile düÅŸünülebilir.

Ekonomistlerin istatistiksel bakışları nasıl her zaman gerçekleri anlatmıyorsa, bu ÅŸahısların sayısal mukayeseleri de her zaman gerçeÄŸi yansıtmıyor.

Bu eÅŸhasa bakılırsa İsviçre’de de ÅŸahane bir demokrasi vardır. Anlata anlata bitiremezler.

Fakat aynı İsviçre, bütün dünyanın en kirli parasını, saklayan, yıkayan bir komisyoncular ülkesidir. Diktatörlerin, hırsızların, katillerin, kaçakçıların, uyuÅŸturucu ve silah baronlarının milyarlarca dolar servetinden aldığı komisyonla yaÅŸar İsviçre.

Demokrasiye bakmayı çok seviyorlar, iyi de insan örtüyü kaldırıp biraz da o demokrasinin altına bakmaz mı canım?

*****

AKP’yi yönlendiren “istihbari çetenin” hünerbazlığına örnek anlamında bir fotoÄŸraf daha günden güne netleÅŸiyor.

Deniz Baykal’ı kimlerin kasetleyerek diskalif ettiÄŸi, ardından CHP’nin tepesine Kemal KılıçdaroÄŸlu’nu yapıştırdığı sır deÄŸil.

Çünkü hemen ardından gerçek maksat hâsıl oldu.

KılıçdaroÄŸlu, üç günlük “Recep Efendi” söyleminden sonra “Sayın BaÅŸbakan...” ÅŸeklinde hitaplarıyla ErdoÄŸan’ı daha da meÅŸrulaÅŸtırma iÅŸine giriÅŸmekle kalmadı, PKK’nın ne idüÄŸü belirsiz “ateÅŸkesinden” bilistifade ortaya bir “genel af” lafı attı, açık oturumcu, köÅŸeci, yazar AKP hempaları balıklama konuya daldılar.

“Genel af” teklifi, ErdoÄŸan’ın veya Gül’ün dillendirmeye cesaret edemeyip, çakma lider KılıçdaroÄŸlu’na söylettikleri bir teklif.

Tiyatro o kadar sırıtıyor ki, KılıçdaroÄŸlu’nun “genel af” teklifi medyadaki hokkabazlar tarafından derhal gündeme alınıp, legalize edilirken, Tayyip ErdoÄŸan kürsüye çıkıp “Sen kimsin ki genel aftan söz ediyorsun, biz sana izin mi verdik” diyerek AKP hanesine puan yazdırıyor.

Hemen ertesi gün Hürriyet’in manÅŸetinde aynı konu... BaÅŸbakan’ın “sevimli yeni genel yayın yönetmeni” ile çekilmiÅŸ fotoÄŸrafının süslediÄŸi manÅŸet ÅŸu:

“Ülke ayaÄŸa kalkar!”

KılıçdaroÄŸlu, “genel af” yumurtlamıştı ya, ErdoÄŸan güya buna karşı çıkıyor.

Nasıl tezgâh ama...

Hem AKP’ye artı puan yazdırılıyor, hem CHP kirletiliyor... Finalde de kamuoyu usul usul genel af menel af konularına “alıştırılıyor!”

“İmralı ile kim görüÅŸtü, kimler görüÅŸebilir” tartışmaları da hatırlanırsa tezgâhın psikolojik harpçiler tarafından nasıl gergef gibi iÅŸlendiÄŸi kolayca görülür.

Bu arada MİT’i tebrik etmeliyiz, mezkûr tartışma sayesinde öÄŸrenmiÅŸ olduk, meÄŸer BaÅŸbakan’a çaktırmadan, gizlice İmralı ile görüyorlarmış...

Çete hünerbaz ama vallahi operasyon çok sırıtıyor; Bahçeli ile KılıçdaroÄŸlu üzerinden PKK legalize ediliyor, CHP kirletiliyor, Kürdistan’ın “test sürüÅŸü” yapılıyor.

“Liberal” plakalı yazarların “demokrasi” derken istedikleri iÅŸte bu:

Demokrasi olsun ki, PKK’ya af çıksın, İmralı’da yatan kiralık katil, legal siyasete atılabilsin, Kürtçülerin özerklik talepleri karşılansın...

Türk Silahlı Kuvvetleri “kurumsal olarak” lazım olduÄŸu zaman istendiÄŸi gibi hırpalanabilsin...

Tayyip ErdoÄŸan’ın aort damarlarını çatlatacak derecede “yargı ayağımızda pranga” diye haykırdığı üzere adaletin “partileÅŸtirilmesi” temin edilsin...

“TaÅŸÅŸak oÄŸlanı” askerler ile “maÅŸÅŸak oÄŸlanı” hâkimlerle ÅŸöyle ÅŸirin bir husye demokrasisi kurulsun!

Bunların “demokrasi” söylemindeki “derin samimiyetsizliÄŸini” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ÅŸu anki durumu anlatmaya yetmiyor mu?

27 AÄŸustos tarihli makalesinde, AKP hükümetine muhalefet edenleri “ileri gidenler” diye tanımlayıp “iktidara ispiyon eden” Mehmet Barlas, “seçimle gelenler milli iradeyi temsil etmektedir” gibi basmakalıp sözlerle iktidarı yüceltirken, neden başını çevirip de Meclis’e bakmıyor?

 “Anayasal” olarak mevcut demokrasinin ve rejimin “mabedi” olarak kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “millet iradesi” mi hâkim yoksa AKP iradesi mi hâkim?

“Yasama” organı, niçin “Yürütme”nin emrinde?

BaÅŸbakan ve Hükümet milli iradeyi temsil ediyor da, Meclis etmiyor mu? Çin’den mi ithal edildi vekiller?

Bırakalım teorik lafları bir tarafa, artık AKP vekilleri deÄŸil, muhalefet vekilleri bile AKP’nin “vesayeti” altında deÄŸilse ben adımı deÄŸiÅŸtiririm.

Deniz Baykal’ın bir kaset operasyonu ile direksiyondan indirilmesi ve yerine acemi sürücü KılıçdaroÄŸlu’nun oturtulması da mı milli iradenin iÅŸi? Bu olay bile Meclis’teki sandalyelerin kimlerin vesayeti altında olduÄŸunu göstermiyor mu?

Barlas gibi bir tecrübe(!), Çetin Altan gibi bir erbab-ı kalem(!), Devlet Bahçeli’nin yönlendirilmesiyle, AKP öncesi hükümetin nasıl tasfiye edildiÄŸini, Deniz Baykal’ın yönlendirilmesiyle Tayyip ErdoÄŸan’a Meclis yolunun nasıl açıldığını, yine Devlet Bahçeli’nin kıskaca alınmasıyla Abdullah Gül’ün nasıl KöÅŸk’e çıkartıldığını “göremiyor, bilemiyor” olamayacaklarına göre, ortada devasa bir “samimiyet sorunu” bulunmaktadır.

Demek ki, “liberal-lümpen” iktidar koalisyonu “demokrasi”den yana kötü niyetli.

“Milli irade”nin yerine “parti iradesi” konuldu.

Kendine demokrat diyenler için bu tablo utanç verici.

“Tüccar siyasetçi” kavramları istediÄŸi gibi kullanır anlarım ama...

Londra, Paris ve New York’tan baÅŸka referans kabul etmeyen, entelektüel beslenmelerini Batı medyalarından temin eden, sözde aydın ve sözde liberaller, AKP’nin doludizgin yürüdüÄŸü bu “parti diktasına” nasıl göz yumabiliyorlar?

Ya ar damarlarını aldırdılar ya da “özel görevliler!”

BaÅŸka yolu yok.

Alın AB’ye bakın, ABD’ye bakın.

Toplumsal, politik ve hatta ekonomik bilinç anlamında “zavallı” duruma düÅŸürülmüÅŸ Batı kamuoylarını kolayca kandıran sefil hükümetler, “demokrasi” adına bütün dünyanın ırzına geçmiyorlar mı?

Bush çetesi, Irak’a dalmadan önce kendi embedded gazetecilerini kucaÄŸa oturtmamış mıydı? Blair Irak’a dalarken Londra’nın ünlü yazarları ne yapmışlardı ki?

NeymiÅŸ?

ABD, dünyanın demokrasi abidesiymiÅŸ?

Amerika’da vatandaÅŸ sandığa gitmiyor senelerdir be dostlar?

ABD yurttaÅŸları, televizyon illüzyonlarından başını kaldıramıyor, tam bir “truman ÅŸov” sistemine hapsedilerek dünya gerçeklerinden kopartılmış biçimde yaşıyor.

Oralarda, adaletin elinde tuttuÄŸu teraziye kim daha çok para koyarsa, karar onun lehine çıkıyor.

Demokratik(!) Amerika’da milyonlarca çiftçi, birkaç büyük tahıl tröstünün esiri durumunda!

Kendi tohumunu eken çiftçiyi hapislere tıkıyorlar.

Mehmet Barlasların demokrasisi ve globalizmi işte bu.

“Batı’da demokrasi bulunduÄŸu” ÅŸeklindeki galat, tam bir saçmalık, bir körleÅŸtirmedir.

Gerçek ÅŸu ki, Batı’nın sistem uzmanları  “demokratik kılıf” altında bütün iÅŸlerini örtülü biçimde yürütmekte ustalaÅŸmış hepsi bu. Sen bakınca “çok demokratik” görürsün ama iÅŸler gerektiÄŸi gibi yürütülür daima.

O sistemi bir adım geriye itebilmek için Rus kökenli Ayn Rand’a, “liberalizmin nimetleri” adına kendi kilosundan fazla kitap yazdırıp, yayınladılar, inana inana bizim tüccar sinemacı Sinan Çetin inandı, kadıncağızın palavralarına...

Kendi hükümetlerinin, finans kapital merkezlerinin ve yasal dayatmalarının tahakkümü altında inim inim inleyen Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, “köleleÅŸtirilmiÅŸ Almanlar”,  Berlusconi’nin manyaÄŸa çevirdiÄŸi İtalyanlar, romanları ülkeden kovalayan Sarkozy’nin Fransızları...

Avrupa BirliÄŸi’nde düne kadar şımarık evlat, bugünse “piç” muamelesi gören Yunanlılar...

Bütün bu sıradan insanlar hangi cinsten olursa olsun, ne oyun kurucuların ne de onların dümbeleÄŸi olan liberallerin asla umurunda deÄŸil, olmaz da...

Büyük bir yalan, büyük bir aldatmaca, büyük bir propaganda ile sersem edilmiÅŸ milyonlarca insan...

500 milyon AB, 300 milyon ABD, küsuratıyla birlikte 1 milyar Hıristiyan tebaası, “finans kapital”in reayası olarak hayatını sürdürmeye çalışıyor.

Medyalar “demokrasi var” diyor, onlar kafa sallıyor. Tüketmelisiniz, diyor onlar maÄŸazalara saldırıyor. “National Geographic, History Channel” türünden sayısız ekranda yalan dolan belgeseller, küresel ısınmaydı, su bulamayan Afrika’ydı, selde kaybolan Pakistanlıydı türünden “vicdan yapan” palavralarla kendi milletlerini uyutup duruyorlar.

Bize de bulaştırdıkları, bizim milletimizi de ekranlardan uyutup durdukları gibi...

Cambazhaneye dönmüÅŸ tv’de Cüneyt Özdemir diye bir çocuk, almış karşısına Fazıl Say gibi bir uluslararası yeteneÄŸi, aklınca sorgulamaya hırpalamaya çalışıyor. Şımarıklık, had bilmezlik o hale gelmiÅŸ ki, Fazıl’a niçin “çakmaya” çalıştığını bile bilmiyor, fark edemiyor. Yiyor dayağı oturuyor aÅŸağı...

Sen madem televizyoncusun, üstelik de “gazeteci” geçiniyorsun, bir zamanlar arabesk de olsa “düzene, sisteme, yoksulluÄŸa ve çaresizliÄŸe” bir çeÅŸit “protesto” olarak yaygınlaÅŸan o müziÄŸin ünlü isimlerinden olan Orhan Gencebay’ın, AKP iktidarında, pop ÅŸarkı yarışmalarında jüri müri ayağına nasıl yemlendiÄŸini, gazetelere yansıtılan “borsa oyunu” haberleriyle nasıl ürkütülerek dönüÅŸtürüldüÄŸünü göremiyorsan, yan toplara ne diye giriyorsun?

İşini iyi yapmış son derece popüler bir sanatçı ile iÅŸini mükemmel yapmış küresel bir sanatçıyı kafa kafaya tokuÅŸturup, Fazıl’ı yemeye çalışmak sana mı kaldı?

AKP’ye dolaylı yoldan çalışabilirsin, bu senin tercihin...

Ama harbiden gazetecinin, televizyon reklamlarında kimlerin oynatıldığına, reklamları kimlerin çektiÄŸine, dizileri kimlerin paylaÅŸtığına, rol alanların sonraki veya önceki “politik açıklamalarına”, bütün bu iÅŸleri kimlerin nasıl planlayıp tezgâhladığına bakması gerekmez mi?

Gülse Birsel ile Yılmaz ErdoÄŸan programlarının hangi düzlemde birleÅŸtiÄŸine ve siyasi sonuçlarına bakmak gerekmiyor mu?

HaberciliÄŸin Zeus’u diye pompalanan ve güya “muhalif” takılan UÄŸur Dündar’ın yönettiÄŸi haber kanalında haftalardır dönmekte olan “et” haberlerinin yarattığı toplumsal tortuyu ölçmek gerekmiyor mu?

Kilosu 35-40 liraya dayanmış etin nasıl ucuzlatılacağı soruluyor, ithal et muhabbeti dillendiriliyor, 300-500 ton ithalat ile sanki et ucuzlayabilirmiÅŸ havası basılıyor, dakikalarca et görüntüsü yayınlanıyor, netice ne peki?

Piyasa hiçbir ÅŸekilde ucuzlamıyor, çünkü imkânsız. Ama BaÅŸbakan meydanlara çıkıp “et spekülatörlerine izin vermeyiz, ithal ederiz, halka ucuz et yediririz!” diye efelik yapıyor, halkı kandırıyor.

8 yıldır sanki kendisi baÅŸbakan deÄŸilmiÅŸ, trenden dün inmiÅŸ gibi...

UÄŸur Dündar’ın “süslü” görüntüleri ve “Haberde Güven” sloganı ile jenerik döndüren bir kanalın ErdoÄŸan’a bu kadar deÄŸerli bir kafa pası atması “gazetecilik mi” acaba?

Bir gece ekranların başında not tutulsa, anlı ÅŸanlı gazetecilerin, dizi oyuncularının, senaryoların, hatta reklam repliklerinin, açık oturumların, sahte uzmanların takındığı tavır ve sunumlar alt alta kaleme alınsa, televizyonculuÄŸun rezilliÄŸi, müptezelliÄŸi ve iktidarla iÅŸbirliÄŸinin romanı çıkar, romanı!

*****

Fakat merak buyurmayın, bu rezillik bize has değil, Batı demokrasilerinin de arsız sermayeye hizmet eden medya liberalleri mebzul miktarda...

Hiç kimse, oralarda mükemmel biçimde çalışan propaganda mekanizmaları eliyle, insancıkların düÅŸünemeyen, bireysel yargılarını terk etmiÅŸ, muhakeme edemeyen moleküller haline getirildiÄŸini umursamıyor bile.

Hıristiyan âleminin insanları hala Tanrı’ya taptıklarını düÅŸünüyorlar ama finans kapitalin usta üçkâğıtçıları çoktan tanrılarını çalıp yerine “para”yı oturtmuÅŸ durumdalar.

Hazreti Dolar’ın Tanrı yerine geçtiÄŸi yerlerde “demokrasi” olabilir mi?

Ya da demokrasiye benzer bir ÅŸeyler varsa gerçek demokrasi midir?

GerçeÄŸi görmek isteyenler, Almanya’ya bakabilir.

Bu ülke, sadece Avrupa’nın deÄŸil, bütün kapitalist alemin en örgütlü, en geliÅŸmiÅŸ ülkelerinden biri. Alman derin devleti, Almanları öyle muazzam bir bilinç yarılması ile örgütlemiÅŸtir ki, her alman, kendisine gösterilen fabrikaya gidip, üç vardiya eÅŸÅŸekler gibi çalıştığı, 65 yaşına kadar emekliliÄŸi hayal bile etmediÄŸi, eline verilen 2000 papeli harcayıp, kalan zamanında inekler gibi bira içtiÄŸi ÅŸartlarda “özgür bir bireydir!”

O modern köle, sadece “Almanların çok çalışkan millet” olduÄŸu yalanı ile kandırılmıştır.

Çizgiden bir milim kıpırdadığı anda, özgür Almanya’nın aslında ne kadar imansız bir “polis devleti” olduÄŸunu görecektir.

Yıllardır “derin devlet” muhabbeti ile Türkiye Cumhuriyeti devletini hedef tahtasına oturtan yavÅŸaklar (kelimeyi Fazıl Say’dan ödünç aldım) Alman Devleti’ne bir tek laf edebiliyorlar mı?

NeymiÅŸ, Hindistan’da bile ÅŸahane bir demokrasi varmış. Yüzlerce dil, yüzlerce din ve kültürel farklılık bir arada yaşıyormuÅŸ, iÅŸte demokrasi buymuÅŸ!

DoÄŸru, İndra Gandi’yi dedem öldürtmüÅŸtü!

Yahu siz insaf merhamet diye bir kavram da mı duymadınız?

Milyonlarca insan Hindistan’da yılanlar gibi sürünerek yaÅŸamıyor mu? Bu ne utanmazlıktır ya?

Dedik ya insan önemli deÄŸil, önemli olan kültürel farkların canlı tutulması ve güya bir arada yaÅŸayabilmesi.

Farklı kültürlere, dillere, inançlara, etnisitelere vurgu yapılacak, bir arada yaÅŸamanın erdemi yüceltilecek! Bunları yazıyorsan eÄŸer seni de hemen liberal çeteye dâhil ediyorlar, arkalıyorlar, programlara davet ediyorlar, “domatesten” entel oluyorsun.

Façadan şık görünüyor ama bu dünyanın en “tehlikeli hazırlığı” aynı zamanda.

“Rahmetli Tito” da böyle birlikte yaÅŸamayı denemiÅŸti ama koskoca Yugoslavya bir deÄŸnek darbesiyle yalan oldu.

“Demokrat” Avrupa ise Serebrenica katliamını seyretti durdu.

Bizim liberaller, hepsi birden “Kürt meselesini”, “Kürt sorununu” neden bu kadar seviyor acaba?

Kürtler’i kalpten merak ediyor olsalardı, Zincirlikuyu’da 50 derece sıcakta gece gündüz inÅŸaatı devam eden Zorlu Center’da Kürt amelelerin kaç paraya çalıştığını, iÅŸ güvenliklerini, sosyal yaÅŸamlarını merak ederlerdi.

Ama bugüne kadar hiçbiri bir inÅŸaatta görülmedi, çünkü inÅŸaat bahsinde deÄŸil “yıkım” bahsinde çalışıyorlar.

Bu zevata “demokrasiyi” sorun, 50 saat anlatırlar, Altan fasilesi ile Ilıcaklar Fransa’dan, Fehmi Koru ve Cengiz Çandar Amerika’dan, Mehmet Barlas İngiltere’den adama öyle tafsilatlı örnekler verirler ki, önce secde edersin ama ertesi gün dünyanın haline bakınca da demokrasiden nefret edersin.

Bir anekdot aktarmama izin verin.

Bu anlattığım zevat-ı muhteremin ekseriyeti ile Sabah gazetesinde yıllarca çalıştım. Sadece gazete ortamında çay içtim sohbet ettim. Devrimci üniversite öÄŸrenciliÄŸinden geldiÄŸim için halk adına ve ülkem adına demokrasi taleplerim vardı, bunlar da o konuda hayli “muhkem” görünüyorlardı. Entelektüel refleksleri ÅŸayan-ı dikkat idi. Her ne kadar hiçbir biçimde kendimi 2. cumhuriyetçi vesaire ÅŸeklinde tarif etmeyip, her zaman bir mesafe bıraktıysam da, beni bile tufaya getirip “Avrupa BirliÄŸi” projesine inandırmayı, bu projenin yüzyılın barış ve demokrasi projesi olduÄŸu dolmuÅŸuna bindirmeyi baÅŸardılar. Gazetedeki köÅŸemde kendi kararımca AB’nin Türkiye’deki yelkenlerini ÅŸiÅŸirecek rüzgârlar misali yazılar yazdım. İnanarak bütün samimiyetimle yazdım.

Ta ki, 2003 1 Mart tezkeresi gelip çatıncaya kadar.

Heyet, neredeyse istisnasız, tezkereyi ve ABD’nin Irak iÅŸgalini destekliyordu. Türkiye Irak’a ABD ile birlikte dalmalıydı.

Bense, bırakın Türkiye’nin Irak’a girmesini, ABD’nin iÅŸgalini de reddediyordum.

İşte tam orada koptum bunlardan.

Asıl yüzleri meydana çıkmıştı kabak gibi... ArkadaÅŸlar Amerikan medyasından daha fazla “embedded” durumdaydı Amerika’ya...

Çok laf ediyor, Batı medyasından alıntılarla Irak iÅŸgalinin haklılığını anlatmaya çalışıyorlardı fakat akıllarının ucuna ne Irak halkının insan hakları, ne uluslar arası demokrasi, ne kendi kaderini tayin hakkı, ne BirleÅŸmiÅŸ Milletler, ne ÅŸu ne bu hiçbir ÅŸey gelmiyordu.

OrtadoÄŸu’da deÄŸiÅŸen dengeler anlamında savaÅŸa girmiÅŸ bir Türkiye’de Türk milletinin başına örülebilecek çoraplar dahi umurlarında deÄŸildi.

Nitekim tezkerenin Meclis’te reddedilmesinden 4 ay sonra Süleymaniye’de Türk askerinin kafasına çuval geçirildiÄŸinde aynı zevatın içine büründüÄŸü sessizlik, ikinci “deneme testi” oldu benim için...

Bütün entelektüel ortak paydalarımı gözden geçirdim ve aramızdaki baÄŸları kesip attım.

Sabah gazetesindeki köÅŸemde de apaçık yazdım.

Avrupa BirliÄŸi benim için bitmiÅŸtir diye...

Çünkü o Avrupa BirliÄŸi, ABD ile birlikte “eÅŸkıya” gibi, “terörist” gibi Irak’a dalmakta bir beis görmemiÅŸti.

İşte bu çete adamı demokrasiye önce inandırır, sonra da hiç yüksünmeden iÅŸgale destek olmaya davet eder.

Devletin üniversitesinde profesör ÅŸeklinde ders veren Mehmet Altan’ın aslında zavallı bir “simyacı” olabileceÄŸini gördüÄŸünüz an, beyniniz ve yüreÄŸiniz tadına doyulmayacak biçimde özgürleÅŸecektir.

Bu özgürlüÄŸün lezzeti, satın alınmış medyada iki yazı çiziktirmek için Hıncal Uluç’un kanatları altına girmeyi kabul etmiÅŸ HaÅŸmet’in zeytinyaÄŸlı enginar lezzetlerinin çok üzerindedir.

*****

Geçen gün Fatih Altaylı’nın “habersiz” gazetesi Habertürk, güzel bir “imalat” daha yaptı ve Bodrum’a hangi ünlülerin yerleÅŸtiÄŸini yazdı.

Allah’ım kimler yok?

Gazete, basın ve televizyon dünyasından sayısız gazeteci, yönetici, yazar, ankorman, spor dünyasından birçok ünlü, mankenler, dizi oyuncuları, iÅŸ adamları, kimi siyasetçi falan...

Bir sıkıntı yok, kışın İstanbul’da iÅŸimizi tutarız, yazın Bodrum’da dalgamıza bakarız.

Bodrum Pompei olmuÅŸ haberleri yok...

Memleket yangın yeri, sistem çatırdıyor, rejim bunalımda, halk yığınları fakr-ü zaruret içinde, hukuksuzluk, haksızlık, yolsuzluk, baskı, tehdit, ÅŸantaj vaka-i adiye olmuÅŸ, ülkenin hakimleri, cumhuriyet savcıları ve askerleri potansiyel suçlu, muhtemel sanık durumuna düÅŸürülmüÅŸ ne gam?

Medyayı yönetenler, medyadan zengin olanlarla, onların sayfalarda çarÅŸaf çarÅŸaf ağırladığı “ÅŸiÅŸme ünlüler” uzanmışlar beachlere “Pompei”nin sonunu bekliyorlar.

Muazzam bir güç zehirlenmesi içinde eÄŸleniyorlar. Ya rabbim, o ne iktidar, o ne zenginlik, o ne debdebe?..

Nasıldı o güzel söz Hayrullah Mahmud biraderim?

Bir kimsenin veya bir zümrenin veya bir iktidarın en güçlü anı, aslında en zayıf anı, deÄŸil miydi?

“Bucalı” aÄŸzıyla söyleyeyim “aÄŸzına saÄŸlık be cankuÅŸum”!

Pompei olmuÅŸ Bodrum’un pompeilileri, yıllardır birlikte iÅŸ tuttukları AKP iktidarı ile birlikte ne zaman ve nasıl gümbürdeyeceklerini hiç akıllarına getirmiyorlarsa, akıllarına ÅŸaÅŸarım.

*****

Özet olarak, Batı’dan dünyaya yayılan “demokrasi söylemi” hoÅŸ, çekici, saygın bir kavramdır. Fakat aynı zamanda kocaman bir yalandır. Egemen güçler tarafından kötüye kullanılmaktadır. “İdeal demokrasi” realize edilememiÅŸ, “idea”da kalmıştır. Ülkeler arasındaki varyasyonlar bu gerçeÄŸi deÄŸiÅŸtirmez. Demokrasiden baÅŸka bir ÅŸey söylemeyenlerin demokratlığı ÅŸüphelidir.

AKP iktidarının ve ErdoÄŸan’ın demokratlığı, hukuk bilinçleri ve millete inançları hem esastan hem de ÅŸekilden sakattır. Abdullah Gül’ün, Hrant Dink’in kardeÅŸinin gönlünü alması bir  tiyatrodan ibarettir. Çünkü Hrant Dink cinayeti henüz aydınlatılmış deÄŸildir. Tıpkı Danıştay saldırısı ve yargıç cinayeti gibi...

Türkiye’de her yurttaÅŸ, liberallerin riyakârlığından tiksinmeli, ülkeye yayılan “AKP diktasından” kurtulmak için korkaklık atmosferini yırtmak için sesini yükseltmelidir.

AKP aslında içi boÅŸ bir “tüccar” partisidir.

Tüccar dindarlarla, tüccar gazetecilerle, tüccar hukukçularla iÅŸbirliÄŸi halindedir.

Cuma’yı kaçırmamakta fakat dükkâna gidince demokrasiye sahte çek kesmektedir.

AKP, tüccar parti olduÄŸu için geçmiÅŸte kestiÄŸi çeklerin korkusu, ayrıca da uzatılan yeni yemlerin cazibesiyle deli danalar gibi yönlendirilmektedir.

Sonuçta ama...

Yedi canlı Türklere ve Türkiye’ye bir ÅŸey olmaz, olmayacak!

AKP ile “iÅŸ tutan” yerli ve yabancı odakların ıskaladıkları en büyük gerçek bu.

“PuÅŸtmodern” medyacıların desteÄŸi ile Yüksek Askeri Åžura’da oynanan “kolbastıyı” millete demokrasi diye kaktırmaya çalışanları, “zeybeÄŸin” oynanacağı günler bekliyor.

“Bitaraf olan bertaraf olur” diyerek bizce malum zihniyetini ortaya koyan ErdoÄŸan’ı düzeltmek gerek:

Ülkesine karşı “taraf” olanlar mutlaka bertaraf olur!

« Önceki Haber Sonraki Haber »

Facebook Facebook Google Google Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Diigo Diigo Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo twitterTwitter Digg Digg

 
ETİKETLER : ,
Sosyal ilan
 
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
 
ahmet
 
fişleri çekilecek

ahtapotlar gibi herbiri bir insanın beynine vantuzlanmış bu insan görünümlü vahşi yaratıklar insandan beslenen bu asalakların fişlerinin çekileceği günler yaklaşmaktadır.pompei iyi ir örnek.kaçacak bir delikleride yok.sayın sarıer gerçek çıplak dolaşır sözünü özümsemişsiniz yüreğinize sağlık
 
Göçmen
 
Teşekkürler.

Sayın Sarıer kaleminize ve yüreğinize sağlık.


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
 
 
  •  


 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
KATEGORİNİN DİĞER HABERLERİ

   
GÜNCEL GENELKURMAY MEHMETÇİK DÜNYADA GALERİLER ASKERRADYOTV.COM
GÜNDEM
ANALİZ
ORDUMİLLET ELELE
SAVUNMA SANAYİ
DÜNYA ORDULARI
GENELKURMAY
KARA
HAVA
DENİZ
JANDARMA
SAHİL GÜVENLİK
KKTC
AZERBAYCAN
KOSOVA
BOSNA
AFGANİSTAN
SOMALİ
LÜBNAN

LİBYA
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ATATÜRK ŞARKILARI
TSK ARMONİ MIZIKASI
KARA KUVVETLERİ BANDOSU
DENİZ KUVVETLERİ BANDOSU
HAVA KUVVETLERİ BANDOSU
JANDARMA BANDOSU
SAHİL GÜVENLİK BANDOSU
TRT ÇOK SESLİ KOROSU
MEHTER MARÅžLARI
 
           
ASKERHABER.COM BIR ASKERMEDYA.COM YAYINIDIR. ASKERHABER'E, ASKERHABER.NET, ASKERHABER.INFO VE ASKERHABER.TK ADRESLERİNDEN DE ULAŞABİLİRSİNİZ. AYSİMA DAGITICI BILGISAYARLARINDA BARINDIRILAN ASKERHABER.COM'UN TASARIMI GAZİ SOFT TARAFINDAN YAPILMIŞTIR. © 2011