10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti,
Yaklaşık son 2 aydır bu salonda yankılanan ve mahkeme kayıtlarına giren iddia ve savunmalar yıllar sonra Türk hukuk tarihinin ders kitaplarında geçmişte emsali görülmemiş ucube bir davanın belgeleri olarak yerini alabilir.
Ancak Balyoz Davası, Türk adalet tarihinde yerini alamayacaktır. Türk adalet tarihi, bu davayı hafızasından silmek ve hatta kusmak isteyecektir. Gücünü hiçlikten alan, olmayan bir şeyin üzerine bina edilen trajikomik hatalarla dolu böylesine hayali bir davanın yüzlerce vatanseverin emeğine zamanına ve hepsinden önemlisi kendi ülkelerinde esir düşmelerine, özgürlüklerinin göz göre göre, resmen devlet tarafından millet adına çalınmasına rağmen sürdürülmüş ve sürdürülüyor olması Türk adalet tarihinin kabul edemeyeceği, sindiremeyeceği kadar büyük bir lekedir.
Balyoz Davası, siyasi bir davadır. Türkiye gibi melez demokrasilerde görülmekte olan siyasi davalarda hukuki ve bilimsel bulgulara dayalı savunma yapmanın boşa bir gayret olduğunun da yaşadıklarımız paralelinde farkındayım, eğer bunun aksi varit ve gerçek anlamda ileri bir demokrasi rejimi söz konusu olsaydı Sayın Çetin Doğan ve Özden Örnek’in savunmalarına bile gerek olmadan 11 Şubat 2011 tarihindeki 13’üncü duruşma sonrası sadece avukatlarımızın iddianameye yönelik çarpıcı tespitleri sonucu bu dava düşerdi. Aksine savunma hakkı reddedilerek verilmiş 163 tutuklama kararı, Cumhuriyet adalet tarihinin bana göre kara cuması, kara 11 Şubatı olarak kayıtlara geçmiş, Mahmut Esat Bozkurt un kemikleri sızlamıştır.
Ancak unutulmamalıdır ki, bir devletin ordusu yenilirse yerine yenisi konur, analar ne yiğitler doğurur.
Bir ülkenin ekonomisi bozulursa düzelir, ne tüccarlar çıkar.
Bir devletin eğitimi çökerse düzelir, ne alimler çıkar.
Ama adalet sistemi çökerse yerine yenisi konmaz. Toplumun vicdanı yaralanır. Adalete güven kalmaz devlet güvenini kaybeder, işlevini kaybeder, kimse devlete ve onun adaletine inanmaz başka adalete sığınır. Devletinin adaletine güvenmeyen, devletinin kendisine de güvenemeyeceği için o devlei çıkarmıştır gönlünden. Bir devletin yıkımı işte böyle başlar, adaleti zayıflatarak.
10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti
Deniz Kuvvetlerimiz’e ve Silahlı Kuvvetlerimiz’e emsalsiz hizmetleri sonucu emekli olmuş çok değerli büyüklerin ve silah arkadaşlarımla beraber Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir dijital terör mağduru olarak karşınızdayım. Günümüzde Sayın Çetin Doğan'ın mahşerin 4 atlısı olarak nitelendirdiği bir çetenin taşeronluğunda.
Bilişim teknolojileri ile vatana ihanet düzeyinde kötü niyetin birleştiğinde neler yapılabileceğini herhalde bu davadan daha iyi anlatacak dava yoktur.
Adaletten bahsedebilmek için gerçeklerin olması gerekir.
Oysa hepimiz biliyoruz ki (SÖZDE) Balyoz Davası gibi siyası davalarda gerçeklerden çok sahte kurgular, sanal planlar, olaylar ve iftiralar vardır.
Balyoz Davası da Türk siyasi tarihinde yerini şimdiden almıştır. Bir gazete tarafından tetiklenen bu dava, gelecekte soğuk savaş sonrası Türkiye’nin sahte cd’ler ve iftiralar üzerinden kuruluş felsefesini ve 88 yıllık kazanımlarını yok ederek yeniden şekillendirilmesinde başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük çaplı tasfiye hareketine teşebbüsün bir aracı olarak hatırlanacaktır.
20 Ocak 201o’da Taraf Gazetesi’nde yayınlanıp 1 ay içinde binlerce sayfa dokümanın Emniyet ve savcılar tarafından soruşturmaya dönüştürülüp, ben dahil onlarca Atatürkçü vatansever amiral, general subay ve astsubayın aynen İstanbul'un İngiliz işgal günlerindeki gibi Nemrut Mustafa Paşa'nın örfi idare mahkemesinin yaptığı gibi apar topar tutuklanmaları siyasi ve askeri yerini almıştır. Yapılanların yanlışlığını tarih, özellikle Türklerin tarihi asla unutmayacaktır.
Bu kapsamda ne acıdır ki Wikileaks olarak kamuoyunu meşgul eden ve hala meşgul etmeye devam eden sızıntı haberlerde ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffery, bizlerin 23 Şubat 2010 akşamı ilk dalgada tutuklanışımızı bakın başkentine nasıl rapor etmiş:
“Bunların hepsi her ne kadar belaltından olsa da aslında seçim siyasetiyle ilgili. Bu olanların hepsi toplumda zaten var olan polis ve yargının otoriter kabadayı davranışıyla daha da kötüye taşındı. ABD’de böyle bir durum olsa savcı veya dedektif söz konusu generalleri sadece ziyaret eder ve soru tevcih ederdi. Gerekli delilerin toplanmasından ve dava açıldığı takdirde iddia makamının kazanmasının açık bir şekilde anlaşılmasından sonra ancak o zaman generali Emniyet’e davet eder, haklarını okur ve tutuklaşabilirdi ama burada değil. Burada en ufak bilgisi olduğundan kuşkulanan biri otomatik silahlı polislerin önüne sürüklenir, basının huzurunda açıkça küçük düşürülür. Burada her gün yeni bir gün. Kimse tüm bu kurgunun nerede çökeceğini bilemez'
İşte kuruluşundan 88 yıl sonra donanmasına ve ordusuna komplo kurulan Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhuriyeti .
10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti,
Herhalde hukuk dünyasında en zor şey olmayan bir şeyi savunmaktır, son birkaç aydır salondaki sanıklar ve avukatlar buna çabalıyor. Hayali bir darbe planına eklenen hayali bir deniz harekat planında hayali bir örgüt içinde hayali görevlendirmeler sonucu bir yıl arayla, 2 ayrı gerçek şubat gecesi gerçek bir mahkemede yargılanarak 201o yılının 37 gerçek gününü 2011 yılının kara 11 Şubatı’ndan bu yana geçen günlerini suçsuz yere mağdur olarak Hasdal Cezaevi’nde geçirmeye devam ediyorum. En temel hakkım olan özgürlüğümün hukuk adına çalınmasına devam ediliyor.
Bu nasıl bir kin ya da nefrettir ki bu güzelim ülkede bir gecede hukuk adına hiçbir somut delil olmadan dijital terör ürünü delillere dayanarak ülkesine, devletine ve milletine onlarca yıl hizmet etmiş onlarca vatansever muvazzaf ve emekli subay, amiral ve general tutuklanabilmiştir.
Benzer şekilde bir 23 Temmuz sabahı 102 muvazzaf ve emekli personelin sırf ağustos şurasında bazı subay ve amiral ve generallerin terfilerinin önlenebilmesi için hukuk adına hukuk katledilerek tutuklanmaları istenebilmiş, ABD’li büyükelçilerin başkentine rapor ettiği gibi medyada bu şerefli insanlar aşağılayıcı bir şekilde nasıl küçük düşürebilmiştir.
Soruşturmanın gizliliği ilkesi ile masumiyet karinesi nasıl ayaklar altına alınabilmiş, adalet sistemimiz medya yargılamasına nasıl izin verebilmiştir.
Şüphe yok ki Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek var olacaktır. Bu topraklar medeniyetlerin kurulduğu ve dünya tarihinin yazıldığı topraklardır.
Hiç şüpheniz olmasın, 21’inci Yüzyıl’da Avrasya’nın kalbi ve aklı yine bu topraklarda şekillenecektir. Türkiye 21’inci Yüzyılda, geçmişinde olmadığı fırsatlarla karşılaşacaktır. Dünyada yaşanan olayların sunduğu fırsatlar, eşsiz coğrafyası ve çalışkan insanları ile Türkiye jeopolitiğini, jeoekonomik ekseni ile çakıştırmaktadır ama tarihin bu kritik döneminde adalet ekseninin rotasını koruyamamış bizlerin ve diğer dijital terör mağduru vatandaşlarımızın duruşlarında örneklendiği üzere adalet terazinin dengesini bozmuş ve hatta teraziyi bir kenara itmiş, temel hak ve hürriyetlerin esirgendiği bir ülke dünyanın ilk üç ekonomisinde yer alsa ne olur?
Sadece maddi refahın ve baskı rejiminin hüküm sürdüğü bir Türkiye mi?
Şair ne diyor?
Ben ezelden beridir hur yaşadım, hur yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
İstiklal Marşımız hangi kelime ile başlıyor? Korkma!!
10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti!
Biz esarete ve emperyalizme karşı verilmiş muazzam bir Kurtuluş Savaşı’nı başaranların torunlarıyız, biz hür doğanların ve hür yaşayanların çocukları, hür yaşayacakların babaları ve dedeleriyiz!!
Sahte Balyoz Davası, dijital terör ürünü davalar ile adalet sistemimizin lekelenmesine izin vermeyiniz. Melez demokrasimizin polis devleti rejimine dönüşmesine izin vermeyiniz.
Türk tarihi Türk insanının bu tip rejim ve uygulamaları bünyesinde tutmadığının ve kustuğunun yüzlerce örnekleriyle doludur.
Burada mahkeme salonunda bulunan tüm sanıkların Balyoz kurgusunu oluşturan iç ve dış dinamiklerin kuklası bir çetenin ve onun işbirlikçilerinin gözünde asıl suçları sahte darbecilik değildir. Ben dahil hepimizin asıl suçu, “Vatanı sevmektir” ancak ünlü bir Türk yazarın kelimeleri ile, “hukukun yurt sevdası üzerine bir silah gibi doğrultulması ne acı. Vatan onu sevenler kadar büyüktür. O sevgiyi tutuklayamazsınız"
Eğer bir tasfiyeyi gerçekleştirmek için darbeci iftirasına uğramışsam ve bunun arkasındaki gerçek neden vatan sevgisi ise yaşadığım bunca haksızlıklara rağmen vatanımı ve Atatürk'ü sevmeye daha büyük bir coşku ile devam ediyorum.
Bu kapsamda, (SÖZDE) Balyoz tertibini tasarlayan, uygulayan ve suçsuz insanlara hak etmedikleri acıları çekmelerine taşeronluk yapan çete üyelerinin bir gün mutlaka Türk adaletine hesap vereceğine inancım tamdır.
Bu süreçte hukukun bana sağladığı yurtiçi ve yurtdışı bütün yolları tüketeceğim. Sonuçta yapılan tüm haksızlıkların karşılıksız kalmayacağından da eminim. Bu çerçevede 2010 Temmuz ayında Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 22 Şubat 2011 tutuklamalarının hukuksuzluğu üzerine çok üzülerek yaptığım başvurunun kabul edildiğini ve dava surecinin AİHM’de başladığını burada açıklamak isterim.
10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti,
Türkiye cumhuriyeti bir deniz devletidir. Bu devlet bir deniz devletinin sahip olması gereken deniz kuvvetinin de sahibidir ancak bu kuvvet, onu sevk ve idare edecek, strateji üretilebilecek, geliştirilebilecek amiral ve subay kadroları kadar güçlüdür.
Bugün balyoz davası nedeni ile karşınızda 40’ı muvazzaf 52 denizci personel vardır. Burada bulunan 12 emekli deniz kuvvetleri personeli aktif hizmetlerinde Deniz Kuvvetleri’ne sundukları katkı ve değerlerle öne çıkmış şahsiyetlerdir.
12’si amiral olmak üzere, toplam 40 muvazzaf personel ise Deniz Kuvvetleri’nin halen çok kritik görevlerinde bulunan ve eminim ki sicil ortalaması alınsa 1oo üzerinden 1oo çıkacak karata ve kalitede personeldir. Bırakın ağır ceza mahkemelerinde yargılanmayı, iddia ederim ki hayatlarında bir kez dahi disiplin cezası almamışlardır.
Gölcük’ten çıkan sahte deliller ile isimleri bu seçkin gruba eklenen amiral sayısı 12’den 27’ye, albay ve yarbayların sayısı ise 28’den, 175’e çıkmıştır.
Deniz Kuvvetleri’ndeki amiral sayısı 54’tür.
Diğer taraftan bilgi notu ve eklerinde iddia makamının ifadesi ile toplanmış 1895 denizci personel vardır. Bu da son tahlilde herhalde tasfiyeden amaçlanan personel sayısını göstermektedir.
Eğer mahşerin 4 atlısına kimse dur demez ise, diğer bir deyişle ismi bir çetenin sahte ve iftira kaynaklı komploları ile lekelenmiş ve tasfiyeye çalışılan bu kitle Deniz Kuvvetleri’nin geleceğidir veya Türkiye'nin ulusal çıkar odaklı denizlerdeki egemenliğinin sürekliliğinin, Milli Gemi TCG Heybeliada korvetinde somutlaştırdığımız savunma sanayinde kendi kendine yeterliliğin ve liderliğin temsilcileridirler.
Dünyada hiçbir ülke başarılı kurumlarını göz göre göre sahte, sanal, hayali davalar ile oyalamaz ve yıpratmaz.
Son 3 yıldır Deniz Kuvvetleri, Poyazköy, Amirallere Suikast, Kafes, Casusluk ve Şantaj gibi dijital terör ve iftira kaynaklı davalar ile oyalanılmakta ve yıpratılmaktadır.
Maalesef dijital çete, ürettiği sahte deliller ile Akdeniz’in ilk 4 ve dünyanın ilk 12 sayılı Deniz Kuvvetleri arasında olan ve son 88 yılda başını asla eğmemiş, ulusal çıkarları her zaman korumuş Cumhuriyet Donanması’nın amiral kadrosunun yarısını, albay ve yarbaylarının en verimli, en seçkin şahsiyetlerini tasfiyeye teşebbüs etmektedir.
Unutulmamalıdır ki bir amiral öğrencilikten itibaren 33 yılda, bir firkateyn komutanı 28 yılda yetişmektedir. Bu (SÖZDE) dijital terör kaynaklı davalar ile isimleri tasfiyeye eklenen personel kaybının Türk deniz gücüne etkisini hayal bile edemezsiniz. Bu kayıpların yaratacağı etki, Çeşme, Navarin, Sinop ve Haliç baskınlarının kayıplarını aratmaz.
Bu baskınların sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı toprak, can ve onur kayıplarını bu sefil komploları düzenleyen çete mensupları ile onlara ve olanlara sessiz kalanlar umarım üşenmeyip tarih kitaplarından okuyarak öğrenirler.
Burada yargılanan sadece bizler değiliz maalesef. Üstüne basarak söylüyorum. Tasfiye amaçlı bir dava uğruna Deniz Kuvvetleri ve onun 21’inci Yüzyıl’daki geleceği de burada yargılanmakta, Türkiye’nin denizlerdeki varlığı sindirilmeye çalışılmaktadır.
Deniz Kuvvetleri’ni ilgilendiren diğer sahte davalarda olduğu gibi burada da kurgulanan senaryo aynıdır.
Tasfiye edilmek istenen isimler sözde bir plana eklenir veya bilişim ürünleri, beyni yıkanmış, sütü bozuk çete işbirlikçileri ile bir yerlere saklanır veya servis edilir, daha sonra elle konulmuş gibi bulunur, daha sonra taraflı medyaya servis edilir.
14 Mart 2011 günü öğleden sonra burada da yaşandığı üzere önce medya yargılaması yapılır, tutuklama kararları Türk Milleti adına karar veren yüce mahkemeden önce çete kontrolünde veya çeteye boyun eğmiş medya tarafından alt yazı geçirilerek ilan edilir, Beşiktaş Adliyesi beyaz minibüsler, TEM (Terörle Mücadele) armalı polis görüntüleri ile kamuoyu psikolojik harekatla şekillendirilir ve çoğunluğu 27 Mayıs 1960’da henüz doğmamış, 12 Mart’ta ilkokul ya da orta okul öğrencisi, 12 Eylül’de lisede ya da teğmen çıkmış muvazzaf görevdeki nesiller sözde darbeci olarak ağır ceza mahkemelerine ve cezaevlerine sevk edili.
Balyoz Davası tasfiye amaçlı bir perspektifte Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı için bir ağacın dalı ise Deniz Kuvvetleri için ağacın ta kendisidir.
Bırakın Türk deniz tarihini, dünya deniz tarihinde amirallerinin yarısını sahte delillere dayanan, hayali davalar ile tasfiyeye odaklı davalar mevcut olmamıştır.
Bu süreçte beni en çok etkileyen ve düşündüren husus, beni ve benim gibi yüzlerce silah arkadaşımı tasfiye edebilmek için (SÖZDE) Balyoz darbe planına ve darbe kavramına ihtiyaç duyulmasıdır.
Sadece Türkiye'de değil dünyanın diğer ülkelerindeki hiçbir darbe sürecinde denizciler kitlesel olarak darbeye iştirak etmemişlerdir. Zira onların asli görev alanı denizlerdir.
Darbeler karada olur, çetenin senaryo yazarları üşenmeyip biraz tarih okusalardı bu gerçeği herhalde görürlerdi. Söz konusu çete zaten sonu gelmeyen Deniz Kuvvetleri aleyhindeki sahte davalar ve bu tasfiyeye eklemek istediği isimleri akla hayale gelmeyen yalanlar ve çirkin iftiralar ile zaten eklemektedir.
Denizciler, (SÖZDE) Balyoz ve Suga planlarına çok acemice ve yangından mal kaçırırcasına eklenmişlerdir. Buradaki denizcilerin hiçbiri seminere iştirak etmemişlerdir.
Haklarında objektif hukukun reddedemeyeceği gerçek, imzalı mühürlü yazıt bir belge, ses kaydı, görüntü kaydı, telefon muhaberesi, Balyoz veya Suga planına yönelik en ufak bir gerçek kayıt ya da tanık ifadesi mevzubahis değildir.
Ancak, bu isimleri ekleyenler, ekletilmesini tavsiye edenler veya emredenler su gerçeği unutmasınlar:
Denizciler tarihsel süreç içinde sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sosyolojik ve psikososyal bir gerçek olarak Silahlı Kuvvetler’in en demokrat, açık fikirli ve dinamik kesimini oluştururlar.
Zira Deniz Kuvvetleri’nde ana birim gemidir ve ana tehdit denizdir, yani doğadır. Gemide doğa disiplini ile teknolojik disiplin her şeyin üzerindedir.
Dolayısı ile deniz subayları akılcı sorgulayıcı ve hesap verici tarzda yetiştirilirler ve görev yaparlar. Hemen hepsi yurt dışında görev yapmıştır.
En az bir yabancı dil bilirler. Çok kitap okurlar. Deniz savaşının gereği daima bir sonraki anı planlar ve yaşarlar. Ufkun ötesini hayal ederler. Gemi gibi küçük ve dar bir hacimde yüzlerce kişi ile bir arada, karadan uzak yaşadıklarından demokrasi ve uzlaşma kültürleri çok gelişmiştir. Karada insanlar silahla donatılırken denizde gemiler ve silahlar insanlarla donatılır. Denizciler hukuku ve özellikle uluslararası hukuku iyi bilmek zorundadırlar. Zira kara sularını terk eden her gemi komutanı açık denizde artık vatan toprağını ve devleti temsil eder.
Bu temel farklılıklar bizlerin yaşam tarzına ve meslek felsefesine de yansımıştır. Bu nedenle bir deniz subayının pusulası Atatürk Cumhuriyeti, demokrasi, hukuk, akıl ve bilimdir.
Taşıdığı bayrağın onuru, emrine verilen personelin can güvenliği ve neredeyse bir baraj değerindeki savaş gemisinin emanet edildiği gemi komutanı ve genelde deniz subayı macera peşinde koşmaz.
Bu gerçekler ne Osmanlı döneminde değişmiştir ne de gelecekte değişecektir. Günümüzde Cumhuriyet kazanımları ve Atatürk sayesinde daha da güçlenmiştir. Bu şekilde yetişen ve yetişecek insanlar ancak dijital terör ürünü belgeler, (SÖZDE) darbe planları ve sahte davalarda (SÖZDE) darbeci yapılabilir.
Bu süreçte (SÖZDE) Balyoz planına ve diğer sahte davalara ismi eklenen denizcilerin tümü sonuçta aklanacak ve her turlu iftira komplo ve baskıya rağmen Deniz Kuvvetleri personelinin sosyogenetik kodları değişmeyecektir.
Deniz Kuvvetleri’nin pusulası, ulusal çıkarlar ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin değişmeyecek doğrularını göstermeye devam edecektir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti,
21’inci Yüzyıl enerji kaynakları mücadelesi ve özellikle denizlerde şekillenecektir.
Açık kaynaklarda, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin petrol olarak 60 yıl, doğal gaz olarak ise yüzlerce yıllık, benzer şekilde AB üyesi ülkelerin 7o yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılamaya yetebilecek rezervlerin bulunduğu yönünde haberler yer almaktadır.
Türkiye’nin bu kaynaklardan istifade edebilmesi ise ancak deniz yetki alanlarının ülkemiz menfaatleri doğrultusunda sahiplenilmesi, sınırlandırılması ve korunması ile alakalıdır.
Halihazırda Doğu Akdeniz'de yaşanan son gelişmeler, Türkiye’yi, İspanya’nın Seville Üniversitesi tarafından yayınlanan bir haritada gösterildiği üzere, hakkı olan deniz yetki alanının yaklaşık 5’te birine tekabül eden Antalya Körfez açıklarında dar bir deniz alanına mahkum edebilecek son derece tehlikeli bir hal almaktadır.
Son dönemdeki bu gelişmeler karşısında, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı koruyacak tedbirleri almak, ekonomimize büyük katkı sağlayacak bu doğal kaynaklardan istifade etmek, devlet olarak gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük mirastır.
Türk Den!z Kuvvetleri ise gerek uygulamaları ve gerekse fikirleri ile denizlerdeki bu mücadelede Aziz Türk Milleti’nin haklarını savunmak için var gücü ile çalışmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz’deki bu faaliyetleri nedeniyle de 2009 AB İlerleme Raporu’nda da açıkça şikayet edilmiştir.
Cumhuriyet Donanması, bugüne kadar çevrelendiğimiz her üç deniz alanında çıkarlarımızı korumuş, mavi vatan dediğimiz Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de ilan edilmiş veya edilmemiş deniz yetki alanlarımızı gelecek kuşaklar için sahiplenmiş, Kıbrıs’ta 20 Temmuz 1974’te başarılı bir amfibi harekatı ile stratejik başarı sağlamış, Karadeniz’de barış ve dengeyi korumuş, Montreux Sözleşmesi’nin son 75 yılda en yakın koruyucusu ve takipçisi olmuş, Kardak'ta oluşan krizi lehimize çevirmiş ama hepsinden önemlisi Deniz Kuvvetlerimiz’in savaş yeteneğini ülke yetenekleriyle oluşturmak için savunma sanayimizin lokomotifi olmuştur.
Bugün dünya üzerinde 164 ülkenin deniz kuvvetleri vardır ama sadece birkaç ülke büyük savaş gemisi dizayn ve inşa edebilme yeteneğine sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti, Deniz Kuvvetleri sayesinde bu birkaç ülke arasında yer almıştır. Bu Türklerin tarihinin en önemli başarılarından biridir.
TCG Heybeliada korveti temmuz ayında kutsal sancağımızla ve mavi vatanla buluşacak ve Deniz Kuvvetleri’ndeki şerefli görevine başlayacaktır.
Özetle Cumhuriyet Donanması tarihinden ders almasını bilmiş, geçmişteki hataları tekrar etmemiş ve son 88 yıldır Aziz Türk Milleti’ni sadece başarı ve zafer hediye etmiştir.
Elbette bunlar Büyük Türk Milleti’nin haklarını gasp etmeye çalışanları rahatsız etmekte, önlerine engel çıkartanları bedhahlarla işbirliği yaparak asimetrik psikolojik ve asimetrik hukuk savaşları yolu ile engellemeye çalışmaktadır.
Unutulmamalıdır ki günümüz deniz savaşları doğrudan gemi batırmaktan ziyade barış zamanından itibaren filolara ve gemilere kumanda eden personelin çeşitli boyutları ile etkisiz hale getirilmesini hedeflemektir.
Ne acıdır ki biraz önce size özetlemeye çalıştığım Bahriye’nin tüm bu başarılı faaliyetlerin fikir sahipleri ve uygulayıcılarının birçok emekli ve muvazzaf temsilcileri bu salonda ya da diğer sahte davaların mahkeme salonlarında bulunmaktadır.
Deniz tarihimize kayıt düşülmesi maksadıyla Bahriye üzerindeki dijital terörün dış dinamiklerini ilgilendiren başlıca sebepleri anlatmaya çalıştım.
Aziz Milletimiz bunları bilmeli, heyetiniz bunun farkında olmalı ve vatansever yetkililer bu dijital terör ve iftira saldırılarını durdurarak milletin bu fedakar evlatlarını korumalıdır.
Aksi takdirde morali çökertilmiş, ulusal refleksleri köreltilmiş bir Deniz Kuvveti’nin Çeşme, Navarin, Sinop ve Haliç baskınları sonrası yaşananları tekrar yaşaması kaçınılmaz olacaktır.
Biliyorsunuz Çeşme sonrası Kırım ve Boğazların tam kontrolünü, Navarin sonrası Yunanistan’ı, Sinop sonrası büyük ekonomik çıkarlarımızı, Haliç baskını sonrası donanmasızlık nedeni ile Kıbrıs, Balkanlar, Ege Adaları, 12 adalar, Girit ve Libya'yı kaybettik. En önemlisi donanmasızlık nedeni ile Çanakkale’de anayurdumuz Anadolu’nun işgaline gelen armadayı denizde durduramadık ve 1oo bin vatan evladını şehit verdik.
Anadolu coğrafyasının donanmasızlığa ve tırnakları sökülmüş, ulusal koruma refleksini kaybetmiş donanmalara tahammülü yoktur. Bu dijital saldırısı sonunda eğer bahriye kan kaybeder, seçkin denizcilerinin tasfiyesi başarılı olur ve bunun yansımaları gelecek günlerde denizlerimizde ulusal çıkarlarımızın aleyhine tecelli ederse, tarih ve gelecek nesiller önünde Bahriye üzerinde bu oyunu oynayanlar kadar bu oyuna alet olanlar ile sessiz kalanlar da suçlu olacaktır.
Takdir aziz milletimizindir.
Tümamiral Cem Gürdeniz
Silivri Cephesi
Sosyal ilan
|
| YORUM YAPIN SÖZ SİZDE! |
 |
|
|
oneturk |
| |
sonuna dek
|
gazete v.s ler önemli deil medya organları vs de önemli deil bu adamın bu internete düşen ses kayıtları ne neyin nesi eğer bunları söylemediğine Türk halkını inandırırsa o zaman beddua etmemek haktır, bu sözler karşısında ise bedduadan başka care kalmıyor,son hükmü Allahın vereceğine inanıyoruz ,ancak dünya öyle bir diyar ki çoğu zaman zalim izzetinde mazlum zilletinde ölüp gidiyor, dolayısıyla öbür tarafa bırakılıyor cezalar,nasıl merhamet nazarıyla bu insana bakabiliriz bakılacak olsa idi gerçekten bakardık ama bu sözleri bir kişiye bir sahışa söylemiş olsa idi o kişi bizim için önemli olsa idi gine ne ise umuma söylenen sözler çok dikkat çekiyor dolasıyla kendi namına hoş baksanda millet namına bakamassın binlerce yetim var çünkü ,millete söylenen leri de kesinlikle vicdan kabul etmez,100 vicdan dan bir vicdan kabul belki eder oda vicdan da vicdan varmıdır bilemiyorum ben böle düşünüyorum,göz yuma yuma yumaklaşırsın...
|
 |
|
|
Türk oglu Türk |
| |
Tek ve Son Hükmü Yüce Allah Verir
|
Siz en birinci komutan ne Diyor ne demek istiyor bir okuyun bir anlamaya calisin ondan sonra yorum yapin ama beyinleriniz öyle yikanmis ki anlamak istemezsiniz ve tabiki anlayamaziniz ! ILK önce bir müslüman olarak böyle beddua etmeniz dogru degil onu ve ona yüce Allah Karar verir siz degil ! IKI Sizden Kim GÜNAHSIZA O ILK TASI ATSIN ! Ondan Dolayi laflariniza biraz daha DIKKAT EDIN belli gazeteden okudugunuzla hüküm vermeyin cünkü Kininiz cok belli oluyor !Selametle KALIN |
 |
|
|
Akıncı |
| |
hayalperest
|
Türk milletine ne demiş gürdeniz i sevmiyoruz içeriden hiç çıkmaması dileğiyle orada cürümesi dileğiyle,has bir milleyetci olarak halkına bu sözleri söyleyen deil paşa tuvaletçi dahi olmaması lazım ama halkın vergisi ile maasını alıyor ,haram olsun bogazından gelsin diyorum |
 |
|
|
Xas |
| |
hehe
|
vurdumu indirirmiş sen donundan başka bir şeyi indiremessin ,adamlar çok doğru yazmışlar adam direk Türk halkı karaktersiz diyor, adamı gayet iyi dinledim aynen o kelimeleri kullanıyor sen iyi dinle münafık ahmak kim kimi silip süpürüyor görecez ettiğin küfürleri aynen iade ediyorum tepe tepe kullan senin gibilere dağıt,biz sizler gibi deiliz Allah dan başkasına boyun eğmeyiz yüzyıllardır eğmedik eğmeyeceyiz yüzyıllarca islama bayraktarlık ettik gine edeceğiz ,gericilik akılsızlık ahmaklık Allahın emirlerine uymamaktır uymak ise en ilericilik tir geri akıllı game overrrr
|
 |
|
|
vurdum mu indiririm sizi |
| |
kahpe kalles iktidarin cigeri bes para etmeyen palyaco islamofasist tohumlarina
|
bir sürü sapik cemaatin beygirleri burda milliyetci olmus ulan akp tayyip feto abdnin usagi degilmi siz dinci münafiklar size mi kaldi milletin halkin onurunu korumak ortacag zibidileri sizi adam dogru söylemis sizin gibi lerden millet degil illet bile olmaz tarla fareleri bu laflar bi .... girsin hileyle adami dinle suc isle onu söyle böyle degistir burda ...ünden yorum uydur dün b.klular sizi bu ülkeye bun insanlarin tirnagi kadar hizmetiniz yok gerici mürteci tenekeleri sizi yakinda defolacaksiniz burda yasatirsak nefes aldirirsak size havlamalariniz biyerinize kacacak ama kurtaracak ne bi kimse ne bise ybulamyacaksiniz öyle bir ezileceksiniz ki dogrulamayacaksiniz bi daha, bu millette karaktersizlikten kurtulup tekrar aydin haysiyet sahibi bir toöplum olmayi sizin gibi molozlardan kurtulmayi öyle böyle ögrenecek yok öyle üc kurusa kendini satmak. sizde akillanin benden söylemesi oyun daha bitmedi cignerler adami yazik olur cöpsünüz ama yeriniz olsun gebes.ölleri
|
 |
|
|
Seyfullah |
| |
Değer
|
Bu yorumları hakeden bir adamdır cem gürdeniz hepsine katılıyorum koskoca Türk milletine karaktersiz demiştir. |
 |
|
|
Ahmet |
| |
Biraz zor cıkarsın
|
sen ordan biraz zor çıkarsın zaten hak da ediyorsun orada yatmayı kızın ülkem amerika ayağını sağlam tutmuş seni bekliyor.
|
 |
|
|
Zabit |
| |
sen ancak köpeğinle oyna
|
Canakkale destanını sanki sen yazmışsın cem sen ancak kucağına köpeğini alsın oynatsın milletin askerine evini taşıtsın , Türk milletine saygısızlık yapsın . |
 |
|
|
Almond |
| |
Dönek cem
|
Önceden dediğin "Türk milleti karaktersizdir" Türk milleti nasıl seni dize getirmiş karaktersiz olduğunu nasıl ortaya koymuşsun savunma sonunada karaktersiz yazsaydınya dönek "Takdir aziz milletimizindir." yazmışsın, o zindanlarda çürürsün inşallah |
 |
|
|
Domates suratlı Utanmaz herif gürdeniz ("Türk halkı ne karaktersiz ki") ben dedim demi ? |
| |
İçeri girince millete Aziz demişsin, dönek!
|
Aziz millete karaktersiz de karaktersiz herif face e yorum yazılan yerlere gir bakalım sana ne kadar küfür yağıyor,bu milletin %90 ı müslüman ve yüzde doksanı senden nefret ediyor, sen bu milletin inancına dil uzatan Utanmazın tekisin ,inancıda geçtim sen bu millete karaktersiz diyen karaktersizsin ,Gürdeniz, vatanını zerre kadar sevmiyorsun ki çoçuklarına yazdığın beş para etmez nasihatından belli ,Allah senin gibilerini yerin dibine geçirsin,senin yerin yerin yedi kat dibi ,insanların sana dediklerini duymuşsundur ,duymamışsanda kulağına bişeyler gelmiştir,azcık karakterin olsa idi bu güzel memleketi terkedip giderdin zaten, ama malesef yok sölediklerin bunu söliyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinde Amirallik seviyesine yükselmiş ve maaşı halkın vergileriyle ödenen bir insan, Türk halkına manevi değerlerini hafife alıyor, tahkir ediyor. Ve bu kafa Deniz Kuvvetlerinde iş başında...
|
|
|
|