Genelkurmay'ın SİLVAN AÇIKLAMASINI üç ana noktada değerlendirmek gerekiyor.
Birincisi, saldırıya uğrayan birliğin iki komutanı da ifadelerinde bölgenin, "Geçisi üs bölgesi" olarak seçilmesini "köye yakınlık, mevzilenmenin kolay olması ve gündüz vakti olması" ile açıkladılar. Yani aslında böyle bir saldırı beklenmiyordu fakat olasılığa dayalı bahanenin geçerli görülmediği terörle mücadelede bir anlık dalgınlığın nelere mal olabileceğini gösteren olay, bu nedenle Genelkurmay tarafından yargıya intikal ettiriliyor.
Zaten Genelkurmay da, askeri anlamda mevzilenen bölgenin uygun olmadığı görüşünde olduğu için yargı sürecini başlatıyor.
İkincisi, Genelkurmay'ın, saldırıya en kısa sürede müdahale edildiğini resmi belgelerde yer alan saatleri açıklayarak göstermesi.
Fakat buna rağmen, ortaya çıkıyor ki, İç İşleri Bakanlığı'nın raporu ile TSK'nın raporu arasında derin bir uçurum var.
Genelkurmay, açıklamanın başında, "Helikopterler tam zamanında havalandı" denilirken, devamında ise, "Helikopterlerin zamanında hazır olup olmadığı, insansız hava araçlarının zamanında bölgeye ulaşıp ulaşmadığı gibi konularda tereddütler oluşmuş, bu konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla konu yargıya intikal ettirilmiştir" diyerek bölgede inceleme yapan iki kurumun ortak bir raporda anlaşamadığını vurguluyor ve "Helikopterlerin gelişi saati dahil" her tartışmalı konuyu toptan yargıya götürmeye karar veriyor.
Bunda, saldırının hemen ardından başta pkknın internet siteleri ve malum basın olmak üzere, YAYINLANAN HABERLERLE daha ortada hiçbir bilgi yok iken TSK'nın suçlu ilan edilmesinin de büyük etkisi var.
Sivil müfettişlerin, bu haberlerin etkisi ile inceleme yapması da olası bir ihtimal ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bile bu yayınlarda yer alan haberler üzerine saldırı ile ilgili bir AÇIKLAMADA bulunması da bu olasılığı güçelendiriyor.
Genelkurmay, bu nedenle kendi görüşünü, teknik verilerle beraber, açıklamakla birlikte konunun yargıya taşınacağını açıklıyor.
Üçüncüsü ise, yargılamanın sivil mi yoksa askeri mi olacağı.
Eğer İç İşleri Bakanlığı'nın hazırlayacağı rapor kabul görürse, askerlerin Diyarbakır'daki bir ağız ceza mahkemesinde yargılanması beklenebilir.
Kaldı ki, basında saldırının hemen ardından yer alan psikolojik harekat haberleri ile TSK'nın suçluları (!) koruyacağı da ima ediliyordu. Bu da kamuoyunda, askeri yargılamanın bir çeşit aklama menavrası olacağı şüphesini uyandıracak.
Genelkurmay'ın, açıklamasında, "Görülen tereddüt üzerine" diyerek vurguladığı dava, sivil mahkemede görülürse ki, öyle olacak gibi, önümüzdeki günlerde, başta Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ünal Karaosmanoğlu olmak üzere, Jandarma Albay M. M. T., Jandarma Üsteğmen M. E. , Jandarma Üsteğmen N. E. ve Jandarma Binbaşı M. Ş.'nin görevi suistimal ve gerekli önlemleri almamak gibi iddialarla hakim karşına çıkarsa şaşırmamak gerekiyor.
Sonrasında ise zaten, "Kaçma şüphesi ve delilleri karartmak" gibi çok bilinen nedenlerle tutuklama olacak gibi görülüyor ki, burada sivil mahkemelerin (SÖZDE) davalarda askeri bilirkişi ve askeri savcılıktan gelen raporları da hiç dikkate almadığının altını çizmek gerekiyor.
Ayrıca, sivil rapordaki köylü ifadelerinde yer alan, "Helikopterler yaktı" gibi ifadeler kabul edilirse, askerin raporu baştan dikkate alınmayacak anlamına geliyor.
Devamında ise zaten malum davalarla cezalandırılan geçmişte terörle mücadele eden komutanların ardından, halen bölgede bulunan askerlere de sıra gelecek demektir ki, bu bir birliğin operasyona çıkarken yaşadığı basıncı katlayarak artıracak ve hata yapma ihtimalini de yükseltecek.
Bilmiyoruz bunun da, terörle mücadelede ne anlama geleceğini yazmaya gerek var mı?