Bir konuda ilk yürütülen mantık yöntemi mutlak yanlış sonuca götürüyor. Aynı, "TSK'nın bir sürü tankı var. Terörü neden bitiremiyor?" diye soranlarda olduğu gibi.
Bunu soranlar, TSK'yı yerelim derken terörü yücelttiklerinin farkında bile değiller.
Hiç uzaklara gitmeyin, o bölgede askerlik yapmış bir arkadaşınıza sorun, o size, "Tank-tüfek" karşılaştırmasının komikliğini anlatacaktır.
Hal böyle olduğu halde ısrarla yandaş ve malum basının, pkkyı 3 kere bitirmiş - yani üzerine düşeni yapmış - TSK ile uğraşacağına, "Bu bebek katili yakalandığında sıfır terördü. Nasıl böyle oldu?" diye sorsa belki tank namlusundan başka birşeyler de görebilirler ki, bunu yapmayışları bile, "yandaş ve malum basın" tanımını neden hakettiklerini ortaya çıkıyor.
Bu kesim, terörle mücadeleyi inatla terörist boyutuna indirgeyerek gerçeği perdeliyor, yani Barzani'nin ABD ve İsrail tarafından palazlandırıldığını; pkk saldırılarının ve malum tutuklamaların da TSK'nın iki elini tutmak için kullanıldığı gerçeğini...
*****
Malumunuz Genelkurmay Başkanlığı, Silvan raporunu açıkladı, bize de satır aralarını eşelemek düştü.
TSK'nın "tereddüt yaşandığı" için mahkemeye intikal ettirildiğini açıkladığı konular, "yandaş ve malum basının" saldırının hemen ardından askeri suçlamak için, pkknın internet siteleriyle beraber sıraladıkları suçlamaların aynısı: "helikopterler zamanında hazır değildi" ve "insansız hava araçları bölgeyi izlemiyordu"
Bu konuların yargıya intikal etmesinin nedeni ise hiç kuşkusuz, İç İşleri Bakanlığı ile TSK'nın hazırladığı raporların birbirini doğrulamaması, yani hükümetin askere inanmaması.
AKP, malum Kürt açılımında o kadar başarılı ve engelleri sindirerek gittiğini düşünüyordu ki, pkkyı kullanan devletlerin, hükümetin hiç beklemediği bu saldırıyı düzenleyerek kendisini zorda bırakacağını ve Başbakan'ı terörle mücadele konusunda 1990'ların başına döndüreceği aklına bile getirmiyordu, hala da buna ihtimal vermiyor.
Bu nedenle AKP, TSK içinde elinin ulaşamadığı, yani Silivri ve Hasdal'a kapatamadığı, bazı gizli ve derin güçlerin pkk ile işbirliği yaparak bu saldırıyı düzenlediğine inanıyor. Burada malum basının, Ümraniye davaları ile pkk arasında can hıraş ilişki kurma çabalarını hatırlayın.
En son, Deniz Üsteğmen Emrah Küçükakça için bile, "Pkkya heronların bilgisini veriyor" demişlerdi ama genç subayın evinin bile başka isime düzenlenmiş arama kararı ile basıldığı ortaya çıkmış, 10 gün önce de tahliye edilmişti.
Ki yine aynı basında, "Saldırı pkknın Ankara grubu tarafından yapıldı" diye yazılarak bir psikolojik harekat düzenlenmesi de, örgütün içinde başkente, yani askere bağlı, bir oluşum olduğu algısını dayatıyor.
Kandil'deki, yani bataklıktaki, pkk yöneticileri bile ısrarla, "Pkk, KCK, BDP ve İmralı tek vücuttur" dese de, aynı basın ısrarla hedef şaşırtıyor.
O nedenledir ki, hükümet, Türkiye Cumhuriyeti Ordusu'nun saldırı ile ilgili hazırladığı raporu dikkate bile almıyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner de bunun üzerine apar topar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşerek raporu kurumun internet sitesinden yayınlayacağını bildirerek kamuoyu ile paylaşıyor.
*****
Askerin saldırının ardından bölgeyi niye temizlemediği başlarda kimsenin aklına gelemişti ama TSK'nın açıklaması ile nedeni ortaya çıktı.
Burada bir Kozmik Oda benzetmesi yapmakta fayda var.
Önce Bülent Arınç'a suikast iddiaları, sahi ne oldu o iddiaların sonucu, ortaya atıldı... Sonra planların Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu'nun gizli odasında bulunduğuna dair haberler ve ardından buraya hakim eşliğinde baskın... Sonuç malum kesim için kocaman bir hüsran fakat planlarını güncellemiş bir TSK.
Eğer asker o odayı açmasaydı ki, istese açmazdı, o zaman ileri demokrasiye darbe vurmaya çalışan kurum durumuna düşürülecek ve Gaffar Okan suikastinden Uğur Mumcu cinayetine kadar bütün ihanetler yavaş yavaş TSK'nın hanesine yazılacaktı.
Askerin açıklamasında, "Çatışma bölgesinin kontrole alınmayarak, basının girmesine fırsat verilmesi bir hata olmuştur" ifadesine yer vermesi tamamen Türk Ulusu'nun terörün nasıl bir kalleşlik olduğunu görmesi için yapılmış planlı bir hata olarak değerlendiriyoruz.
Yanmış ekmekler ve sırt çantaları ile kafamıza kazınan sahneler, ilk kez Türk basınında bir çatışma sonrası bölgenin durumunu gözümüze sokmuş oldu ve en acımasız yürekleri bile titretti.
Fakat dikkat edin, o görüntüler "askere yönelik zavallılık duygusu" yerine, "Ben de orada olup Mehmetçiğe yardım edebilseydim" hissi uyandırdı.
Ne yazık ki şimdiye kadar terörle ilişkisi eşinin dostunun şehit cenazesinde slogan atmaktan veya televizyonlarda pampişten fırsat kalan 15'er saniyede görüp hüzünülendiği sahnelerden ibaret hale getirilen bir Ulus'un acı gerçekleri de görmesi gerekiyordu ki, görüntülerle bu gerçekleşti.
Genelkurmay açıklamasında bir sonraki satırda yer alan, "Bu tip olaylar hakkında yorum yapan kişilerin askeri taktik ve teknikler hakkında fikir beyan ederken, çatışma ortamı gerçeklerini dikkate alarak hassasiyet göstermeleri gerekir" ifadesi de bölgenin görüntü alınmasına serbest bırakılmasının amacını daha da netleştiriyor.
Yani asker diyor ki, "Hayatında değil çatışma, mermi görmemişsin. Oturduğun yerden atıyorsun"
Hatırlayın, pkknın sivil inisiyatifi gibi çalışan İnsan Hakları Derneği vb. kuruluşlar bile koşarak gittikleri olay yerinde iki mırın kırından başka bir laf üretemediler.
Ortada hiçbir bilgi yok iken bile, "uçaklara bomba attıran", "askerileri yorgun ilan eden", "helikopterleri geç getiren" basın, eğer TSK bölgeyi çember altına alsaydı düşünün daha neler eklerdi.
TSK, terörün ne olduğunu anlamak istemeyen kafalara bir kere daha fakat daha üzüntülü sahneler ile gösterdi.
*****
Askerin destek operasyonuna çıkmak için Diyarbakır vali yardımcısından yazılı onay aldığının da vurgulandığı açıklamada bakalım hangi basın bu noktayı yakalayarak, "Askerin valiliğe gidip yazılı onay alması ile geçen sürede belki de askerler kurtulurdu" diyebilecek.
Genelkurmay'ın aynı açıklamada, "Türk Silahlı Kuvvetleri, mevcut yasalar çerçevesinde, teröre karşı yürütülen mücadelede kendisine verilecek görevleri ne pahasına olursa olsun, artan bir kararlılık ve inançla yerine getirecektir" ifadesini de görevini yapmaya devam etmenin ötesinde, "Bu yasalarla yapılan terörle mücadelede başarısız olunması durumunda hesabını da bu yasaları çıkaran verecektir" olarak okumakta fayda var.
*****
Ve gelelim esas sonuca.
Bazı kesimler ısrarla bu iletileri ve yaşananları anlamamakta diretiyor ve askerin sert tepki vermesi gerektiğini söylüyor.
Asker uzun süre önce, "Vatan, Millet, Sakarya" söyleminden, "Neden Vatan, Neden Millet, Neden Sakarya?" söylemine geçti.
Yani eski, darbe yapan asker tipi yok. Onun yerine yaşananları serinkanlı izleyen ve hukuka saygılı bir asker var.
Bazı kesimler, buna Kemalistler de dahil, askerin "hukuka saygı" ilkesini NATO (!) paşalarının bir oyalama taktiği olduğunda ısrar ediyorlar ki, bu arkadaşlar TSK'nın NATO'da nasıl bir hakim güç olduğunun farkında değil.
Bu durumda aynı kesimin, artık, "Asker niye sessiz?" söylemini papağan gibi tekrarlamak yerine, "Askerin ne yapması gerekiyor" diye düşünüp, TSK ile özdeşim kurması gerekmiyor mu?
Aynı isimler, "Efendim onlarca asker tutuklu" diyor ama bu yaşananların "Yeni dönem silahsız savaşları" olduğunu anladıklarında o askerlerin de bu muharebenin esirleri olduğunu çözmeleri kolaylaşacak.
Dönem, kendi yurdunda bile esir düşebileceğin bir dönem.
Şikayet etme devrinin son erdiği ve neyin neden yapıldığının düşünülmesi gereken bir süreçten geçiyoruz. Bunu herkesin, özellikle de ulusalcı yazılar yazıyorum iddiasındaki yazarların kafasına sokması şart.
Çünkü dünya, "Hap olarak verileni alan insan" tipinden, "İkna edildiği bilgiye inanan insan" tipine geçti.
İşte o saldırının ardından çatışma alanının gözler önüne serilmesi de, Batı'dan Doğu'ya, yurdun tüm insanları için bunun çok açık bir ispatı.
"İşte bakın siz de yazdınız. TSK terörü gösterebilmek için bu saldırıya izin verdi" diye yorum yazacak arkadaşlara da yazıyı tekrar ama dikkatlice okumalarını tavsiye ediyoruz.