Kaşif Kozinoğlu'nun "Şüpheli bir şekilde" vefat etmesinin ardından yandaş ve malum basın hemen harekete geçti.
Cemaatin yayın organları, Bugün gazetesi yazarlarından Adem Yavuz Arslan'ın köşe yazısını yayınlamaya başladılar.
"Kozinoğlu'nun konuşmasından kim rahatsız oldu?" başlıklı bu yazıya göre Kozinoğlu malum davalarda gizli tanık olmayı kabule etmiş.
İŞTE O YAZI
MİT'çi Kozinoğlu sırlarıyla gitti
Türkiye o kadar enteresan bir hal aldı ki, birisi eceliyle ölse bile şüpheyle bakmaya başladık.
Kafamızda 'acaba'lar uçuşup duruyor.
Gerçi Ergenekon sanıklarından MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde ölümü fazlasıyla şüpheli.
Fakat bu olaydan hareketle şunu da düşünmemizde fayda var.
Yarın bir gün hak vaki oldu ve İmralı sakini eceliyle öldü? Devlet hiçbir vatandaşına göstermediği ilgiyi gösteriyor, sağlığına, korunmasına dikkat ediyor ama sonuçta ölüm diye de bir gerçek var.
Kozinoğlu'na geri dönersek.
Kaşif Kozinoğlu kamuoyunun yıllardır aşina olduğu bir isim. Özel Kuvvetler'den emekli olup (görevi, bir başka Ergenekon sanığı Levent Göktaş'a devretmişti) MİT'e geçtiği, Dış Operasyonlar Dairesi'nde 'ilginç işlere' imza attığı, özellikle Orta Asya, Afganistan ve Çin dolaylarında bayrak gösterdiği biliniyor. Tanıyanlar 'ekip adamı' olduğunu söylüyor.
Yani bir projenin parçası olarak 'örtülü ve kirli' operasyonlara karıştığı sır değil.
Adını MİT-Yargıtay-mafya skandalında da duymuştuk.
Tutuklanmasına neden olay ise Odatv'ye devletin gizli belge ve bilgilerini vermek iddiası. Odatv'de ele geçirilen ve delil dosyasına "KOZİNOĞLU 3" olarak giren dosyada çok sayıda gizli ve kişiye özel bilgi notu var.
O kadar gizli dosyanın bir basın kuruluşunda ne işi var, herhalde mahkeme safahatında ortaya çıkacaktır. Ama şurası kesin; Kozinoğlu'nun ölümü her şeyiyle şüpheli.
Çünkü sporcu bir bünyeye sahip. Neredeyse grip bile olmamış.
Bugüne kadar sadece kulağı ile ilgili bir şikâyeti olmuş. İddiaya göre ağır spor yapmış ve kalp krizi geçirmiş. Hastane raporuna göre ex-duhul olmuş.
Bugüne kadar bir kez bile revire çıkmamış birisinin aynı gün 'kendini kötü hissettiği' için hastaneye gittiği ve 'Bir şeyi yok' denilerek geri gönderildiği de düşünülürse tuhaf bir durumla karşı karşıyayız demektir.
Şimdi asıl soru şu: 9 gün sonra yapılacak olan bir duruşmanın en önemli sanığı ansızın ölürse ne düşünmek lazım? Üstelik kulislerde 'gizli tanık olmayı kabul ettiği' gibi birtakım iddialar da dolaşıyorken.
Acaba kim ya da hangi gruplar Kozinoğlu'nun duruşmada ya da çapraz sorguda konuşması ihtimalinden rahatsız oldu?
Evet Kozinoğlu eceliyle ölmüş de olabilir.
Ama devletin, cezaevindeki bir sanığın ölümünü şüpheye bırakmayacak kadar net bir şekilde ortaya koyması şart.
Çünkü Kozinoğlu'nun ilişkileri çözülürse bir dönemin kirli çamaşırları da piyasaya çıkacaktı.
Sosyal ilan
|
| YORUM YAPIN SÖZ SİZDE! |
 |
|
|
Cemal |
| |
ERGENEKON-BALYOZ DAVALARININ İÇYÜZÜ VE BU ÖLÜMLERİN ARDINDAKİ SIR:
|
Önce konu ile ilgili olarak, medyadan bir kaç alıntı yapalım:
01 - : (http://www.aydinlikgazete.com/index.php?option=com_content&view=article&id=5770:yalcin-kuecuek-kozinolu-kaif-beyy&catid=113:yalcnkucuk&Itemid=102) MİT Orta Asya Ülkeleri Daire Başkanvekili, Rahmetlik Kaşif Kozinoğlu ölmeden önce Silivri Zindanı'ndaki koğuş arkadaşları Alb. Hasan Atilla Uğur ve Yüzbaşı Ataman’la dertleşmeleri sırasında en çok “Beni neden tutukladılar?” sözünü ve bazen de “devlet bunu bana neden yaptı?” şeklinde serzenişleri oluyormuş.
İlk duruşması geçenlerde yapılan Odatv davasının sanıklarından olan Kozinoğlu ölmeden tam 30 gün önce, 22 Ekim, saat 03.35’de kaleme aldığı açıklamasında, Zübük için " her türlü girişimi yeni anayasaya yöneliktir. Bu bağlamda beni öldürmek dahil, herşeyi yaptırabilir. Sona geldi! Ancak geldiğini benim gibi birçok insanın bilmesi, harekete geçmesi gerekenlerin hareketlenmesi gerekir. Aksi halde, buradan bile kurtulma ihtimalim, çok düşük de olsa mevcuttur.” şeklinde bazı ifşaatlarda bulunmuş.
Kaşif Kozinoğlu işte bu yazılarını yazdıktan ve ilgili yerlere ulaştırdıktan sonra, kalp krizi (!!!) sonucu vefat etti.
02 - : (http://www.turktime.com/haber/Kozinoglu-Bilmecesi-Devam-Ediyor/162767) Cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünden önce avukatına yazdığı mektupla, yaşayıp katılması halinde Odatv davasında yapacağı savunma metni, "gizlilik" kapsamına alındı.
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölmeden kısa bir süre önce avukatına henüz içeriği bilinmeyen mektup yazdığı ve duruşmada okuyacağı bir savunma metni hazırladığı ortaya çıkmıştı. Kozinoğlu tarafından kaleme alındığı belirtilen savunma ve mektuba savcılık ölümünün ardından el koydu.
Avukat Hüseyin Derin Yarsuvat, ölümünün ardından sözkonusu mektubu ve savunmayı savcılıktan talep etti. Cuma günü (26 Kasım 2011) Kozinoğlu’na ait mektup ve savunmanın avukatlarına verileceği bildirilmişdi. Bugün Silivri Başsavcılığı’na giden avukat Yarsuvat’a mektup ve savunma verilmedi. Nedeni ise gizlilik kararı. Silivri Başsavcılığı’nca, Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma yürütüldüğü ve bu soruşturma çerçevesinde Kozinoğlu’nun koğuşunda bulunan mektup ve savunmaya el konulduğu belirtildi. Soruşturma dosya üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu belirten savcılığın, avukat Yarsuvat’a mektup ve savunmayı vermediği öğrenildi.
DHA’ya bilgi veren Yarsuvat, "Bugün mektup ve savunma metnini almak için adliyeye gittim. Savcılık bana 'gizlilik kararı’ bulunduğunu ve veremeyeceğini belirtti. Bu kararı anlamış değilim. Burada bir suç araştırılmıyor. Nasıl gizlilik kararı verilebilir? Mektup ve savunmanın avukatı olarak bize verilmesi lazım. Kozinoğlu’nun orada neler yazdığını bilmek istiyoruz" dedi. Yarsuvat, gizlilik kararına önümüzdeki günlerde itiraz edeceğini belirtti.
03 - : (http://www.aydinlikgazete.com/index.php?option=com_content&view=article&id=5719:cumhuryete-kn-kustu&catid=35:joomla&Itemid=95) Erdoğan, hakkında açılmış dava ile ilgili duruşmaların başlamasına kısa bir süre kala yaşamını yitiren Kozinoğlu’nun kendisi ile ilgili Türkiye’yi sarsacak iddialara hiç bir yanıt vermezken, Dersim üzerinden Atatürk ve Cumhuriyet'e saldırdı
Başbakan Tayyip Erdoğan, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda büyük bir öfke ile yaptığı konuşmasında Dersim olayı ile ilgili görüşlerini açıkladı. Dönemle ilgili bazı belgeleri gündeme getirdi. Konuşmasında Necip Fazıl Kısakürek’in “Son devrin din mazlumları” kitabını anlatan Erdoğan, “Öyle kitaplar vardır ki, hayatınızı değiştirir. Size burada öyle bir kitap göstermek istiyorum. Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Son devrin din mazlumları’. Bu kitap yakın tarihimizde yaşanan mağduriyetleri anlatıyor” dedi.
“Resmi tarihin anlattıklarıyla yetinmeyen bir nesil o güne kadar kendisine anlatılmayan bir çok şeyi öğrenme fırsatı buluyor” diyen Erdoğan, şunları söyledi:
“Bu kitap zaman zaman yasaklatıldı. CHP ortak yönetimleri zamanında ağırlıklı olarak yasaklandı. Benim dönemimin Dersim’le tanışması bu kitap sayesinde oldu. Üstad Alevi dememiş Sayın Kılıçdaroğlu, sen niye demiyorsun? Metiner, sizin aşiretten bahsetti, bunlardan neden bahsetmiyorsun? Üstad Kürt dememiş, Alevi dememiş. Sadece din mazlumları olarak bunları ele aldı.”
Seyit Rıza’nın Cumhuriyet yönetimini tanımamasından, Erzincan, Gümüşhane gibi komşu bölgelerin malına, canına, namusuna göz koymasından, bölgede kendi derebeyliğini uygulamasından söz etmeyen Erdoğan, konuşmasında Seyit Rıza’yı övdü. Konuşmasında özellikle İstiklal Mahkemesi görevlileri ile Dersim olayı arasında bağ kurmaya özen gösteren Başbakan, Dersim konusunda dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın çevresini ve Cumhuriyet’in o dönemdeki önderlerini hedef aldı.
Erdoğan, “Bütün bu sürgünlerin altında İnönü’nün imzaları var. Havadan bombardımanların altında imzası var. Atatürk’ün vefatından yaklaşık 1 ay sonra İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Başbakan Celal Bayar. Tabii alttaki imzalarda bir isim de benim çok dikkatimi çekti. Bayındırlık Bakanı kim biliyor musunuz? Ali Çetinkaya” diye konuştu.
Erdoğan’ın konuşmasında, Cumhuriyet’in o dönemki kadrolarını eleştirirken kullandığı dil ve üslup dikkat çekti. Bu ifadeler için “Erdoğan adeta kin kustu, Cumhuriyet’e ve önderlerine kin kustu. Atatürk’ün adını ağzına almadı ama herkes kime saldırdığını anladı. Yakında isim vererek Atatürk’e saldırırsa şaşırmayın. İstiklal Mahkemeleri ve İskilipli Atıf Hoca hatırlatması da bu nedenle” yorumları yapıldı.
O dönemde hazırlanan ve devlet arşivlerinde saklanan raporları da açıklayan Tayyip Erdoğan, bu belgelerde adı geçen kişilerin İstiklal Mahkemeleri ile ilişkilerine özel bir önem verdi. Bu durum da “Hedef Cumhuriyet” değerlendirmesine yol açtı.
Başbakan Erdoğan, Dersim konusunda manevi kızı Sabiha Gökçen’in Dersim’e yapılan operasyonlara katılan uçaklardan birinin pilotu olduğundan, Atatürk’ün Dersim operasyonu konusundaki tutumundan, Trabzon müzesinde bulunan ve Atatürk’ün harita üzerinde Dersim operasyonu üzerinde çalıştığını gösteren fotoğraflardan hiç söz etmedi. Erdoğan konuşmasında Dersimle ilgili olarak devlet adına özür diledi.
04 - : (http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=20644) Cemaatin ana tevzi kazurat gemisi Zaman Gazetesi yazarlarından Mümtaz’er Türköne “CHP kanadında olup, Başbakan’ın dilediği Dersim özrünün anlamını henüz kavrayamayanlar” için bir izahatta bulunmuş dün.
“Bizim kırmızı çizgilerimiz var, Anayasa’nın değişmezlerine sahip çıkarız’ diyen Kılıçdaroğlu’nun kurduğu barikatın, Başbakan’ın özründen sonra bir anlamı kaldı mı? Bina yıkıldıktan sonra ayakta kalan kapının önünde beklemenin bir anlamı varsa, ‘eski devlet’e bekçilik görevine devam edebilirler.” diyor mümtaz şahsiyet.
Asıl bu paragraf tercümeye muhtaç: Yine Türköne diyor ki; “Yeni Anayasa’nın amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaktı. Erdoğan bunu yaptı. Dolayısıyla zaten figüran olarak oturtulduğunuz “Anayasa Uzlaşma Masası”nda nazınızı çekmeye gerek kalmadı. Şimdi “Cumhuriyet”le birlikte tasfiye edilmek istemiyorsanız ya bu “deve”yi güdersiniz, yoksa bu diyardan gidersiniz!”
...Çeşitli yazılardan alıntı buraya kadar... Şimdi biz bütün bunları nasıl okuyacağız?... Zübük korumakla yükümlü olduğu ve göreve getirilirken and içtiği Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama görevini, hakkını vererek nasıl yaptığını, mümtaz bir şahsiyet Zamandaki kendi köşesinde açık seçik izah etmiş. Bu sözlerin üzerine, ben daha ne söyleyeyim ki?
Bizler yok Ergenekon, yok Balyoz, yok bilmem dalga motoru ile uğraşırken, Kürselcilerin güdümündeki elin oğlu malı alıp götürdü kardeşim. Kimse içimizdeki bu mümtaz (!!!) şahsiyetlere falan kızmasın, onlar tıynetlerinin gereği neyse onu yapıyorlar. Kemik hangi yönden önlerine atılıyorsa, kıbleleri orası. Olay bu kadar basit.
Daha önce de bir kaç defa yazdım: "Cumhuriyeti koruma ve kollama hususunda kendilerine sorumluluk addeden asker sivil tüm organlar, elinizdeki sınırlı sayıda olan dikkat mermisini çok dikkatli şekilde kullanmak zorundasınız, gereksiz şekillerde oraya buraya sıkıp naralar atmanız, gün gelir sizleri yalancı çoban durumuna düşürür, ondan sonra da sürüye gerçekten kurt gelse bile, yardım için ne kadar bağırıp çağırsanız, davarın gerçek sahiplerini bir türlü inandıramazsınız." dedik. İşte o gün geldi, çattı.
CHP'nin başındaki Baykal'ı ve yanındaki Ulusalcı ekibini kasetle götüren odakların gerçek niyeti, o zamanlar bile tam anlaşılamadı. Şimdi Kılıçdaroğlu'nun bazen alevi damarı tutup Cumhuriyetin kutsama sözlerine bile tahammül edemiyorlar. Açıkça, ülkenin sünni damarını okşayıp sözde kutsayan küreselci bir yapı geliyor, bu kesin. Ama şu da kesin ki, tutulan bu yolu sonu alabildiğince dehşet karanlık.
Sonuç olarak şunu açıkça görüyorum ki: Rahmetlik Kozinoğlu'nu mahkeme önüne çıkıp konuşmasını istemeyen odaklar, O'nu hâl yoluna gitmiş, olay bu kadar açık. Bunun üstünü örtebildiklerince örtmek ve eğer mümkünse hedef saptırabilmek, kafaları karıştırabilmek için cemaatin tüm yayın organlarını var güçleri ile çalıştırıyorlar. Kozinoğlu başına gelebilecekleri az-çok tahmin ettiği ve ifşatlarını yayınlayacak başka bir yayın organı bulamadığı için, bazı sırlarını el mecbur Aydınlık grubuna iletmiş. Onlar da bunları yayınladılar ve çok iyi ettiler.
Son günlerde herkes tarafından görülen Zübük teki sinir katsayısı yüksekliğinin sebebi ise şu: Kendilerinin korumakla sorumlu oldukları Kozinoğlu'nun kendi ellerinde can vermesinden daha çok, açığa çıkan 800 milyon dolar benzeri ifşaatlarına çok bozulduğu için, dehşet bir Dersim ifşaatı ile, siyasi hayatının bitişiyle noktalanacak erken doğum işinin önüne geçmeye, üstlendiği Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkım taşeronluğu senaryosuna kaldığı yerden devam etmeye çabalıyor. Olay bu kadar basit.
Çivisi çıktığı iyice belli olan bu ülkenin, Allah yar ve yardımcısı olsun.
|
 |
|
|
Mert Yılmaz |
| |
Konuşmaya meyleden
|
Nedense ahireti boyluyor. Levent Ersözü defalarca öldürmeye niyet edenler kozinoğlunda başarılı oldular. Çünkü onlar konuşursa tıkıldıkları delikten çürüyene dek çıkamayacak kadar lekeleri var.Kozioğlunun cenazesine de utanmadan çelenk gönderirler ama.Delikanlı adam gelir adam gibi yargılanır dünyanın öbür uçlarına kaçmaz.. |
 |
|
|
Cemal |
| |
RAHMETLİK KAŞİF KOZİNOĞLU İLE ÖNCEKİLERİ MUCK-MUCK'LADIĞINIZ GİBİ Mİ, BİZİ MUCK-MUCKLAYACAKSINIZ? :))
|
Ha şöyle, birazcık gaza ve imana gelin de, gerçek yüzünüzü millete gösterin, sıkıştığınızda karşınızdakinin açığını bulup susturmaya veya "kalpten gidiverdi" benzeri muck-mucklamaya bayılan, cemaatin hizmete mensup hötöröf güzelleri sizi :))
Daha önce de Tüm Gazeteler sitesinde İsmail Kizir yazdıydı, bunlara benzer tehditlerin içyüzünü, "karşımızda olanların, önümüze takoz koyanların, buluruz bir açığını sustururuz" olayının bire-bir yaşanmış örneklerini. Ama o bile bir noktada gelen tehditlere artık dayanamamış olacak ki, iddiasını dillendirdiği kendi yazısını bile kaldırmak zorunda kaldı sitesinden.
Sonunda bir cemaatçi kardeşimiz suçlamalarımıza artık bir noktada dayanamamış olacak ki, İsmail Kizir'in bu iddiasına işlerlik kazandırmak adına, puşto kardeşimizin elinde sıkıca tuttuğu ipin ucunu şöyle bir çekiverdi: "sen sütten çıkmış ak kaşıkmısın canım benim, sorarlar adama cemalcım, canım muck muck"
Ha şöyleee, hep kaçak güreşmeyi artık bırakın, doğru dürüst çıkın çıkın er meydanına, gösterin gerçek yüzünüzü elaleme de, malın iyisi çıksın şöylecime ortaya. Bugün gerçekten çok keyifli günüm, bayılıyorum ben bunları yazanlara, tehdit savuranlara, a canım benimmm, siz çok yaşayın emi :)) Emriniz olur güzellerim benim. Siz emretiniz de, biz yan mı çizdik. İsteyenin bir yüzü, vermeyen zenci :))
Tehditler savurarak da olsa, gerçek niyetini artık ortaya koyup Er Meydanına çıkmaya karar veren cemaatçi bir kardeşimize, ilk peşrevi şöyle bir çekelim bakalım:
01 - : Ergenekon'un kasası olarak suçladığınız Kuddusi Okkır'ı yalan-dolan şişirme iddialarla muck-mucklayıp kodese tıktınız, sonuç malum: İçerde çektiği çilelere bir noktada artık dayanamayıp, kahrından kansere yakalanıp öldü. Ama siz hiç üstünüze alınmadığınız gibi, birde üstüne göbek attınız. Eğer kanser değil de, intihar veya içerde kalp krizi benzeri ölüm şekli olsaydı, suç kesin Ergenekon'undu, öyle değilmi? :)) Yahu niye aklınıza gelmiyor be adam, "Kansere yakalanmasını da Ergenekon sağladı" iddiası, ha?
02 - : Yine Deniz Yarbay Ali Tatar'da, devletin içine yuvalanmış cemaate mensup yetkili makamlar (!!!) eliyle alınıp, aynen dediğiniz gibi, güzelce muck-mucklandı, her zamanki gibi sonuç malûm. Devletin lojmanında, ailesinin gözleri önünde intihar etti. Ama sonuç yine değişmedi. Bu işi de aile efradı ile birlikte Ergenekon tezgahladı, öyle değilmi? :))
03 - : İster hedef gösterilerek suikast, isterse normal ölüm olsun, sonuçta Rahmet-i Rahman'a kavuşan Kaşif Kozinoğlu'nu da yine aynı yöntemlerle muck-muck'ladığınızı sizler bile biliyor olmalısınız ki, rahmetlinin ölümü ertesi Aydınlıkta bölümler halinde yayınlanmaya başlayan el yazısı mektubundan canınızın çok yanacağını gördüğünüz için, mahkeme kararı ile o mektubun yayınını durdurmayı başardınız. Burada sorduğumuz haklı sorular karşısında, çok sıkıştığınız noktada gerçek yüzünüzü işte böyle gösteriyor, orada burada Ergenekoncuların ana sitesi olarak lanse ettiğiniz bu sitede bile, rahatlıkla tehdit edebiliyorsunuz. Bana lütfettiğiniz bu teveccüh karşısında size teşekkürlerimi iletmek boynumıza borçtur. Lütfen kabul buyurunuz :))
04 - : Gelelim bizeee :) Eğer okkamızın üç kuruş ettiğine bile karar verselerdi, sıkıştığında muck-mucklamayı pek seven cemaatçi arkadaşım, inan bana, çoktan Silivri'yi boylamıştık. 28 şubat süreci öncesi ve sonrası dahil, vakti zamanında çok çile çektiğimiz için olsa gerek, artık o kadar şerbetlenmiş durumdayız ki, Silivri veya Hasdal'da yatmak, orada işkenceleriniz altında can vermek, bizler için sadece onurdur onur, bunu önce iyi belle.
Senin de iddia ettiğin gibi, bizi muck-mucklamak isteyenleri ben de çok merak ediyor, neredeyse her gün yollarını hasretle bekliyorum, ama bir türlü gelmediler, gelemediler, her nedense. Kimbilir, belki de Ergenekon'un bilmem kaçıncı dalgasına heveslerini saklıyorlardır, Allah bilir?
Ama sen yine de Fetokullik operasyonlar konusunda uzmanlaşmış abilerinden Akyürek'mi-Karayürek'mi, Aktepemi-Karatepe'mi, MİT'in başına atadığınız Fidan'mı, yoksa 864 rakımlı tepeyi işgal eden Norşinci'mi olur, artık her ne menem şeyse, bu mesajlarımı abilerine ablalarına büyüklerine güzelce bir ilet. "Delinin biri çıkmış ortaya, mangalda kül bırakmamacasına sallıyor da sallıyor, bize yatacak yatak döşek dahil, hiç bir şey bırakmıyor, bir türlü bu zırdeliyle başa çıkamıyoruz, artık işi sizlere havale ediyoruz, el medet ya Hacî-Fışfış büyüklerimiz.
Artık bilgisayarına devletin gizli belgeleri eşliğinde ölümcül bir virüs mü yollarsınız, yoksa Flash, Flash, Flash Ergenekon'un Kasası Varan-2, 3, 4, ... vs.'mi dersiniz, artık her ne karın ağrısıysa, sonuçta siz nu işi çok daha güzel becerir, suçu da önce Ergenekona, o senaryo artık yenmez hale mi geldi, ailesine veya yakın çevresine atarsınız, olur biter."
Zırdeli'nin Tahtalı köyü boylamasının ardından, Pensilvanya sırtlarından pek vatansever (!!!) subay, her zamanki gibi yine ortaya çıkar, bir e-mail atar "tam gizli tanık olacaktı ki, ah şu Ergenekon alçağı yok mu, aha tuttu onlar öldürüverdi" der, ve nasılsa yakın veya uzak aile çevresinden, adı gizli bir tanık ayarlandığını, medyatik paçavralarınız eşliğinde ilan edersiniz. Geride kalan aile efradının gözünü de şöyle iyice bir korkuttunuz mu, bizler mezara, sizlerin alayı felâha!
Gelelim "bir açığını bulur sustururuz" olayına: Bunlara dahi tevessül edilebileceğini, çok daha önceleri az-çok tahmin ettiğim için, önceki yazılarımda siz Simonlara insani bir yardım olsun maksadıyla, vakti zamanındaki konumumdan ibret alınması maksadıyla yazılarımda bahsetmiş ve birazcık da tiyo vermiştim, hani şu Devletin 550 Milyon Dolar'ının Deve Edilmesi meselesi canım :)) Madem ki burayı çok dikkatli takip ediyorsunuz, sizin de bu konuyu az çok bilmeniz ve büyüklerinizi uyarmanız lâzımdı.
Ama sen merak etme, canım kardeşim benim, o büyüklerin bu verdiğim tiyoyu alıp mutlaka araştırmış ve ortaya çıkacak skandaldan hem AKP üst yönetimde olanların, hem de Cemaatin Üniversitesi'nin daha kuruluş aşamasında bile töhmet altında kalıp çok zarar göreceğini görüp anladıkları için olsa gerek, korkudan frene basmışlardır diye tahmin ediyorum.
Eee simonların "bir açığını bulur sustururuz" tezgahı da işlerlik kazanamazsa, en sonunda geriye ne kalıyor? Artık kimsesizler garibanlar tayfasından olduğumuza göre, en etkili yol şu olsa gerek: Hiç kimsenin haberi olmadan, gayet sessiz ve derinden, tereyağından kıl çeker gibi "kimvurduya gidiverdi" çözüm şekline. Eğer bu dünyada yaşamamızın bir anlamı kalmadıysa ve vademizin de son bulma arefesindeyse, bu çözüm şeklini üzerimizde çok rahat uygulayabilirsiniz.
Doğduğumuzda nasıl ki pek kimsenin haberi olmadıysa, öldüğümüzde de, "bir garip ölmüş bencileyin" olur çıkar ve gayet memnun bir şekilde bu dünyadan ayrılır, Rahmetlik Kemal Kayacan dahil, sevdiklerimizle buluşmak için can attğımız büyüklerimizin yanına, ahirete intikal ederiz. Ama bu dünya için, halâ bir anlamımız varsa, işte bu noktada iş çatallaşıyor. Dünyanın gelecekte alacağı şekil açısından, senaryolardan bir senaryo içinde geçen, Gelenler ve Gidenler üzerinde varlığımızın veya yokluğumuzun bir anlamı var ve bir görevlendirme olacaksa, iş gayet derinlere iniyor. İşte buna da hepimizi Yaradan Şanı Yüce Allah (CC.) karar verecektir. Olay bu kadar basit.
Aklım, kurduğunuz tezgahlar benzeri, alengirli işlere daha fazlasına basmadığı için, "very interesting!" başka bir senaryo düşünemiyorum, ama şunu çok iyi biliyorum ki, sizde Ali Cengiz oyunları hiç bitmez.
Bak bu iyiliğimi unutma :) Eline komuta eden zero beyin kafan fazla yorulmasın diye, Aktepe^Temizyürek^Fidan^Norşinci abilerine "el-medet" başlığıyla göndereceğin mesajı yukarıda taslak halinde yazdım. Olayları oşurtarak, "her şey yalan, dolan, var birazda sen oyalan" babında bire bin katarak, yazacağın ölüm-emri mektubumun etrafını güzelce süslemesi de senden olsun cemaatçi kardeşim. Daha ne kıyak istiyorsan, sen yeterki emret, onu da hemen şip-şak yapalım abicim, canım benim:)) Hadi bakalım kolay gelsin.
Şimdi artık oldu mu, sıkıştığında muck-muck lamaya, "buluruz bir açığını sustururuz" köpeklemesine bayılan, hizmetten kardeşlerim benim :))
En derin Muhabbetlerimiz ve dahi sonsuz Saygılarımızla :))
Not: İçine girdikleriniz, omuzdaşlarınız sayesinde kendinizi çok güçlü sanıyor, haram helal demeden, hiç akletmeden her türlü herzeyi yemeyi kendinize hak olarak görüyorsunuz. Eğer Hz. İbrahim'i, Hz. Musa'yı ve Hz. Peygamberimizin vermek istediği mesajı anlamış veya idrak etmiş olsaydınız, bugün o konumda olmazdınız... Sizler bir hiçsiniz, adeta içi yenilmiş ekinler gibi boşsunuz, ama bunu görmüyor, göremiyorsunuz. Evet bizler çok zayıf gözükebiliriz, ama haklı ve doğru konumda olduğumuza yürekten inandığımız için çok güçlüyüz, ve yardım da gelecektir. Bu sözlerimin ne anlama geldiğini yaşayan Türk Evlâtları İnşallah görecektir.
|
 |
|
|
vay vay |
| |
sen ne ayaksın
|
Sen nereden biliyorsun öyle devletin kurumları filan. Sen önce okuma yazmayı öğren |
 |
|
|
vay vay |
| |
cemalcim sen kendinden hiç bahsetmemişsin
|
yani bu devletin yetkili makamları var sonra sendende bahsederler cemaatçilere tüm suçu niye yüklüyonki sen sütten çıkmış ak kaşıkmısın canım benim sorarlar adama cemalcım canım muck muck |
 |
|
|
Cemal |
| |
CEMAATÇİLERİN YAPTIKLARI HAİNLİKLERİ ANLATABİLMEK İÇİN, CİLTLER DOLUSU KİTAP YAZMAK BİLE AZDIR:
|
Şu an Türkiye'nin en büyük belâsı PKK veya onun KCK gibi uzantıları falan değil, devleti fethetmek adına TRT gibi yayın kuruluşları MİT-KGM gibi istihbarat kuruluşları dahil, devlet olma erkinin bütün damarlarını ele geçirme savaşı veren İç Düşman Cemaatin sorgulama akletme yetenekleri kaybolmuş olan müritleridir.
Sessiz soluksuz, adeta etliye sütlüye hiç karışmazmış havalarında inandırıcı masum pozlar takınarak en iyi okulları bitirseler bile, bunların değişmesi mümkün olmayan en temel özellikleri: Akletme yeteneklerini "hizmet" adını verdikleri abilerine ablalarına teslim etmiş olup, akletme yetenenekleri tamamen sıfırlanmıştır. Dış dünyadan gelecek eleştirilere tamamen kapalı bir biat kültürüyle yetişirler.
Zaten sıkıntı da burda başlıyor. Bunlar için Nurettin Veren ne diyor? "Bu öylesine bir yetiştirme tarzıdır ki, Bilkent gibi bir okulu birincilikle bitirse bile, neye hizmet ettiğini bilmeden, hiç sorgulamadan çok çok düşük bir ücretle onu Uzakdoğuya, örneğin Vietnam daki bir cemaat okulunda bile rahatlıkla görevlendirebilirsiniz. Fettoş'un ağlama sızlama seansları sırasında vecde gelmesine büyülenen müritlerinin sorgulama yeteneklerinin sıfırlanması, hemen hepsini şu meşhur tarihi figürlerden Hasan Sabbah'ın afyon yutmuş fedailerine kadar indirgiyor.
Cemaatin müritleri Yargısı, Medyası, MİT'i, BİT'i, TRT'si dahil olmak üzere, aklınıza ne tür kuruluş gelirse gelsin, devleti tepeden tırnağa resmen ele geçirdiler. Bir zamanlar gözdeleri olan Hanefi Avcı dahil, akıllarında düşman olarak niteledikleri kim varsa, "kaşının altında gözün var" suçlamasıyla hepsini içeri tıktılar, tıktırdılar. İçerde üzüntüden stresden veya suikastler neticesi ölümler olmaya başladığında, daha halâ yok Ergenekondan, yok Balyozdan, veya hiç utanmadan arlanmadan "bu ölüm işinin içinde bir iş var, hıı!" diye buralarda bile saçıp savurmaya, onu bunu suçlamaya devam ediyorlar. "Siz öncelikle kendinizi suçlamakla işe başlasanız iyi olacak" demekten başka, ben daha ne diyeyim bu andaval sürüsüne, inanın bilmiyorum.
Burada yazanların söyle psikolojik altyapılarına söylem tarzlarına bir bakın, ne dediğim iyi anlaşılır. Sormaya çalıştığımız yüzlerce sorudan bir tekine bile hakkını vererek cevap verme yetenekleri yoktur, olması da mümkün değil. Ben soruyorum Çanakkale boğazı, adam sanıyor yandı hötümün ağzı. Onlar sadece avara kasnak gibi bir tek noktaya şartlanır, sıfır verimle boş boş döner dururlar. Medya organlarında yaptıkları reklamlara bakacak olursanız sanırsınız tüm dünya bunlara hayran. Değirmende ses çok, taş ha babam de babam devamlı dönüyor, elek habire şapalıyor, ama altta un yok. Anlayacağınız, onlardan hiç bir konuda asla yeterli cevap alamadığınız gibi, işin içyüzünü de anlatamazsınız. "Ne diyor yahu bu?" diye boş gözlerle abuk sabuk yüzüne bakar, üstüne üstlük sana bir de ajanlık suçlamasında bile bulunurlar.
İşte esas sıkıntı da burada başlıyor. Küreselciler bunları çok iyi çözmüş, 28 Şubat sürecinde Şia ve İran takıntısı olduğunu, şia mezhebinin inananlarını İslam dininden saymadığını medya önünde açıkça ilan eden liderlerini bazı vaatlerle ele geçirdikleri, söylem tarzlarından anlaşılıyor. Türkiye'yi önce bir şeylere dönüştürüp, elindeki tüm gücünü çevre ülkelerin hal yoluna gitmesi yolunda kullandıktan sonra, paramparça etmek adına Fettoş ve Müritlerini işte böyle tepe tepe kullanıyorlar.
Ergenekon süreci öncesinde bunların temel argümanları neydi, bir hatırlayalım isterseniz? Öncelikle 1945-1990 arasın yaşanan soğuk savaş döneminde Nato'nun üye ülkeleri bazında örgütlenen gizli ordularının işlevini yitirdiği, artık yokedilmesi gerektiği savıyla işe başladılar. Bu işin medyatik dış aygıt teorisyeni Felipe Casson'u defalarca İtalya'dan Türkiye'ye getirdiler ve O'na konferanslar verdirerek davanın niteliği ile ilgili Türk İnsanı'nın zihnini resmen şartlandırdılar, aynen Irak'ın ABD tarafından işgali öncesi, medya önünde şii sıfatı özellikle vurgulanan, ABD'den ithal bazı figürler gibi. Şimdi o figürleri hatırlayan bile kalmadı, tıpkı Afganistan işgali sırasında tepe tepe kullanılanların akibetinin ne olduğunun bilinmediği gibi. Yine, ABD'nin Irak işgaline epeyi kolaylık sağlayan Şii Liderlerinden Ayetullah Sistani'nin 200 milyon dolar rüşvet aldığının kayıtla kuyutla belgelendiğini ve işin sonunu hiç hatırlayanınız kaldı mı acaba?
Küreselcilerin yüzyıllardır hiç değişmeyen, en büyük özelliği şudur: Emperyalistler bazında hedefe varmak için her şey ama, her şey mübahtır. Gerektiği durumlarda senden benden daha dindar türkçü, kürtçü ve hatta sözde Atatürkçü bile gözükür ve buradan rant devşirmeye, hedef tahtasına oturttukları ülkelerin koruyucu unsurlarını aşındırmaya, yoketmeye çalışırlar. Kullandıkları argümanların tümünün yalan verilere dayandığını bilseniz bile, medyatik aygıtlarla yıllarca zihin formatlama bombardımana tutulman seni, beni, onu, herkesi etkileyebilir, tıpkı Türkiye'de şu an içinde yaşadığımız ortam gibi.
Ülkemizin içine düşürüldüğü acı duruma ve bu politikaları uygulayanların da, adeta yalancı pelevan gibi ortalıkta dolaşmasına rağmen, neden hala %50 üzeri oy almaya devam ediyor sanıyorsunuz? Küreselciler o kadar sonuç alıcı şekilde çalışıyorlar ki ulus devlet, üniter yapı bazında milli politikalar uygulama kabiliyetine ve iktidar adayı olabilme kapasitesine sahip bir ana muhalefet partisini bile, Türkiye ortamında bırakmadılar, tek tek temizlediler. Ortada en güçlü ana muhalif parti görünen CHP bile, Baykal ve yakın kadrosunun tepeden uçurulmasıyla, şimdilerde ne acınacak hallere düştü. Atatürk Zamanında yaşanmış ve bitmiş Tunceli olayları konusunda çok haklı gerekçelerle meclis kürsüsüne çıkıp konuşma yapan Onur Öymen'i bile az daha linç edeceklerdi.
Fan-Fin-Fon'a bağlı cemaatçilerin medyatik organları eliyle, Fan-Fin-Fon Halifenin Katakulli-Gatakulli söylemleriyle oşurtulan, bir nevi Fetokullik operasyon olduğu ancak şimdi anlaşılan Ergenekon tutuklamaları başladığında, millet sandıydı ki, ABD içimizde yuvalandırdığı çiğanları bir bir temizlenecek, ama nerde? Dava ilerledikçe bir görüldü ki, işi içyüzü hiç te iddia edildiği, bizlere anlatıldığı gibi değil. Adamlar uzun yılllar boyu çalışıp, bu işi öyle mükemmel tezgahlamışlar ve bütün devlet organları arasındaki yazışmalarda öylesine sahte izler bırakmışlar ki, işin içyüzünü çözene aşkolsun!
Ergenekon-Balyoz tezgahlarının hemen ardından, bir Kürt, Roman, Çerkez, Alevi vs. açılım süreci başlattılar ki, tam evlere şenlik! 864 rakımlı tepede mukim Norşinci canla başla bu iç ve dış açılım işine başladı ve davet ettiği binlerce kişiyi bizzat eliyle ağırlayıp, Türkiye'nin hemen her yeri, toplu bayram kutlanıyormuş havasına sokuldu.
Cemaatin medyatik aygıtları eliyle sunulan bu açılımların yapılma gerekçesi neymiş efendim? Türkiyeyi el altından yöneten eli kanlı Ergenekon Terör Örgütü, iç düşman yaratmadan ülke yönetme işini yapamayacağını bildiği için ırki, dinsel ve mezhepsel bazda yurdum insanlarını birbirine düşman edici politikaları on yıllardır hep uygulagelmiş. 12 eylül öncesi Maraş, Sivas Çorum benzeri katliam olaylarını, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu vb. toplumsal hareketliliğe sebep olan siyasi cinayetleri bizzat tezgahlamış, sonuçta herkesi birbirine düşman etmiş!
İktidar çözeceğini vaat ettiği bu açmazları çözmek adına, kardeşlik projelerine imza atacak ve artık bu ayrılık gayrılık işi bundan böyle ebediyen sona erecek! Kardeşlik projesi adı verilen iç açılım politikaları ile aynı süreçte, Ergenekon'un bir diğer ana yönetim tezi olduğu söylenen bol dış düşmanlı teze karşı antitez olarak da komşularla sıfır sorun politikasına başlandığı ilan edildi. Alayı valâ ile Ermenistan, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve Suriye Irak devletlerine iyi niyet elçileri gönderildi.
Ama, sonuçta, bugün 19 Kasım 2011 tarihi itibarıyla geldiğimiz nihai nokta işte burası. Uygulanan iç kardeşliği ihya tezi politikalarıyla Türkiye'nin içi tarihinde hiç olmadığı karışmış olması ile birlikte devletin ana koruyucu unsurları kolanları kirişleri de yer ile yeksan olmuş durumda. (Vakti zamanında kendi partilileri olan Nevzat Yalçıntaş işte bu açmazı şöyle beyan etmişti: "Uygulamaya koydukları açılım politikaları ve konuşmalarıyla Ülkeyi şerha şerha bölüyorlar." Şimdi kim haklı çıktı acaba?)
Yine sıfır sorunlu dış politika projesi ayakları da hakeza çökmüş durumda. Türkiye-Ermenistan dostluk maçında, Can Kardeş Azerbaycan'ın bayraklarını çöpe atmak pahası dahil, verilen onca karşılıksız tavize karşın, küçücük Ermenistan la şimdi çok daha kavgalı durumdayız ve şimdi Ağrı dağı ile çevresini iyi niyet çerezi niyetine isteme cüretinde bile bulunabiliyorlar.
Rahmetlik Atatürk'ün temellerini attığı yüz yıllık dostumuz olan kardeş Libya'yı emperyalistlere resmen sattık, 300 Milyon dolar verdiklerimiz eliyle Liderleri Muammer Kaddafiyi ırzına geçirterek, işkenceler yaptırarak öldürttük. Hakeze Suriye aynı akibet için, el mahkum vaziyetlerde sırasını bekliyor, hem de dünya ahiret kardeşisi olduğunu bütün dünyaya ilan eden Zübük ve iktidarı tarafından.
Suriye meselesi emperyalistlerin emelleri doğrultusunda hal yoluna gidilirse, ardından 1631'de yapılan Kasr-ı Şirin Anlaşmasından beri, yüzyıllardır savaşmadığımız, dolayısıyla sınırlarımızın hiç değişmediği İran'ın hedef tahtasına oturtulup, bin parçaya ayrılması yoluna gidilecek.
Sıfır iç ve dış sorun vaadiyle oy alıp yola çıkan bir hükümetin ülkeyi getirdiği nokta işte burası. Tabi iflas eden bütün bu politikalarda 864 rakımlı tepede mukim Norşinci ile birlikte ülkenin bütün iç hayati damarlarını ele geçirme sevdalısı Fettoş Cemaatinin rolü de oldukça büyük. Kanıt mı istiyorsunuz, Samanyolu, Aktifhaber veya benzeri haber yorum sitelerinde haberlerin işleniş şekline, Tek Türkiye, Kollama tipi dizilerinde verilen mesajlara bir bakın yeter. Ben daha ne diyeyim, şimdi bunlara?
Sonuç olarak:
PKK'nın kendi devleti kurma yolunda gayret sarfeden en üst kurumu sayılan KCK'nın yaptığı il toplantılarında dile getirdiği şu nokta, içine düşürüldüğümüz hali en açık, en seçik bir şekilde yansıtmakta. Bu konuşma tutanakları doğudaki bir ilde falan değil, Türkiyenin en aydınlık batı ili sayılan İzmir'in göbeğinde 07.03.2011'de tarihinde, başrollerinde Marmara Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Büşra Ersanlı'nın yönettiği KCK eğitim ve bilgilendirme toplantılarına ilişkin, küçük bir kayıt:
01 - : Biz devletleşmeye çalışırken, o devleti (Türkiye) öyle bir hale getireceğiz ki, yani lime lime boğma, koparmak var ya, hani bezlerde olur artık çürür, yavaş yavaş bir süre sonra kendiliğinden yırtılır, bir süre sonra kendiliğinden çöker, işte bizim demokratik özerklikle yani konfederal sistemle yapmaya çalıştığımız, aslında işte bu.
02 - : Biz bu ulus devletleri (Irak, Türkiye, Suriye ve İran) öyle bir çözeceğiz, yani öyle bir yıpratacağız ki, artık bir süre sonra kendi kendine iflas edecek duruma gelecekler. Yoksa topyekün "hadi gidelim, onu yıkalım" (düşüncesiyle bodoslamasına) değil, biz bilerek bilinçlendirerek bir şekilde onu (Türkiye'yi) zayıflatacağız. Bir süre sonra bizim yıkmamıza gerek kalmadan, kendi çökecek.
03 - : Bir süre sonra Suriye'yi dağıtacaklar. Bir süre sonra da İran kuşatılmış olacak. Yani bu muazzam kaynakların hepsine el konulmuş olacak, amaçlanan bu...
Bu kısa konuşma kaydından açıkça anlaşılıyor ki, cemaatin tüm medyatik yayın organları vasıtasıyla küçük düşürülmesinin ötesinde, kendi iç ve dış açılımlarına işlerlik kazandırmak adına Ergenekon ve Balyoz davaları eliyle eli kolu bağlanan Türk Ordusu'nun içinde yaşadığı ruh iklimi ve psikolojik açmazını en açık ve en gerçekçi bir şekilde PKK'nın üst kurulu KCK biliyor ve toplantılarında gayet ince bir şekilde değerlendiriyor.
Devlet-Millet olarak içine düşürüldüğümüz bu Kapan'dan kurtulmak için emperyalistler tarafından elimize tutuşturulan ödev listesi içinde yer alan Libya-Suriye-İran meselesinin onların emelleri doğrultusunda hal yoluna gidilmesi de, en çok İsrail ile Büyük Kürdistan hayalleri içinde yanıp tutuşanların işine yarayacaktır. Yaptıklarımız ettiklerimizle bizler çevremizde artan seviyede kin düşmanlık kazanmaya devam ederken, bir başkaları da elini soğuk sudan sıcak suya sokma gereği bile duymadan işi pişirip kotarmaya devam edecektir.
Belki de bu yüzden, KCK noktasında Zübük artık imana geldi ve düğmeye bastı, ama bilenler biliyor ki artık çok
geç. Atı alan Üsküdarı geçti ve zamanlama düğmesine bastı gibime geliyor. Irak'ın kuzeyindekiler dahil, tüm ayrılıkçıların ne yapsalar cezalandırılmayacaklarına ilişkin bir özgüvenle, TBMM dahil ortalığı tehdit ederek dolaştıklarına, artan oranda hakaretlerine, Doğu ve Güneydoğudaki devlete isyan tipi kitlesel hareketlenmelerin cezalandırılmamasına bir bakın, ne dediğim iyi anlaşılır.
Saygılarımla...
|
 |
|
|
serhat akkoc a |
| |
burda kitapmı yazıyoz ...
|
yobaz senin babandır serhat seni
|
 |
|
|
Cemal |
| |
MEN DAKKA DUKKA:
|
Büyükler "Zulüm ile abad olanın, ahiri berbat olur" derler. Bugünlerde hem polis, hem savcı hem yargıç olanların tipolojilerine, niyetlerine baktığımda üzüntümden resmen kahroluyorum. Nedeni ise şu: Ben fakir, bu şerefsiz it sürüsüne 28 Şubat süreci dahil, bulunduğum her mekanda yerde kol kanat germiş ve bunun bedelini de çok ağır ödemiş insanlardan birisiyiz. Yazılanlardan, suçlamalarından anlıyoruz ki, meğerse koynumuzda yılan çiyan akrep beslemişiz. Besle kargayı oysun gözünü. "Sağlık olsun" demekten başka, şu an için elimizden bir şey gelmiyor. Şahıs, Millet ve Devlet olarak çekeceğimiz çileler daha bitmemiş demek ki.
İşte bu da bizim imtihanımız Çırnık Kardeşim. O yüzden kendini hiç bir konuda asla suçlama. Herkesin acemilik çaylaklık devri oluyor. Önemli olan bundan sonrası. Bizler yüreğimizle konuşur, yazarız ama karşımızdaki cemaatin şartlatanlarının kıblesi ülkenin içine düşürüldüğü sartlara göre sürekli değişir, kesin doğruları asla yoktur. Bunların din-diyanet sözlerinin iddialarının her tarafından sahtekarlık akar. Bu iddiamın yaşanmış en temel kanıtı olarak, bu şerefsizlerin yaptıkları karşısında, Rahmetlik Ali Tatar'ın ailesinin yazmak zorunda kaldıkları mektubu buradaki yorumuma aldım.
01 - : Fan-Fin-Fon Halife'nin hedef göstermesiyle, müritlerinin yandaşlarının attığı iftiralara, tuzaklarına bir noktada dayanamayan alevi kardeşimiz Deniz Yarbay Ali Tatar sonunda intihar etmek zorunda kaldı, ailesi çoluk çocuğu şimdi perişan.
02 - : Daha önce de Ergenekon'un Kasası olarak itham edilip Silivri Zindanını boylayan Kuddusi Okkır içerde çektiği çileler sonucu, kansere yakalandı ve perişan vaziyette öldü. Ergenekon'un kasası olarak itham edilen Rahmetli'nin cenazesini, ailenin parasızlığından belediye kaldırmak zorunda kaldı.
03 - : Ve şimdi de Türk Özel Kuvvetler mensubu Binbaşı Kaşif Kozinoğlu hakkındaki suçlamalara, içerde çektiği çilelere kalbi dayanamadı ve öldü. Hal bu iken, Fan-Fin-Fon'un müridi bir vatandaş, her zaman olduğu gibi, içinde hiç sorumluk duygusu hissetmeden, mal bulmuş mağribi misali yazımızın sadece onur intiharı kısmına kafayı takmış, sallıyor da sallıyor. Zaten bunların en büyük özelliği budur. Sorduğumuz sorulara cevap vermek hiç işlerine gelmediği için, işin özüne bakmazlar, sebep oldukları cinayetleri, aile facialarını önemsemezler, mazruf'dan çok zarfa kafayı takarlar. Yorumumun başında dedim ya, akrep tayfasındandır bunlar. Sırtlarında taşıyanları sokmak tıynetleri gereği, iyiliğe karşılık kötülük yapmadan duramazlar.
Sebebi her ne olursa olsun, Ali Tatar olayı dahil, intiharları asla onaylamadığımı daha önce bir kaç kere yazmıştım. Evet, intihar bizim dinimize göre haram dır, Allah'ın emaneti canı ancak Allah alabilir, bunu biliriz. Ama şunu da çok iyi biliriz ki, kendini düşmanın tutsak ettiğine inanan birisinin bu şekilde hayatına son vermesinin örnekleri Devr-i Osmanlı'da bile mevcuttu. Bir örnek vermem gerekirse, 1402'de Çubuk Ovası'nda yapılan Ankara Savaşında galip gelen Timur'un tutsak aldığı (Veli Mertebesinde olduğu söylenen) Yıldırım Beyazıt'ın Timur illerinde esir olarak dolaştırılıp, devlet erkanına halkına, seyircilere şebek gibi gösterilmesine artık bir noktada dayanamayıp yüzüğünün içindeki zehri içerek kendi hayatına son verdiğini tarihi kayıtlar yazar. Yine 2003'de ABD'nin işgal ettiği Irak'da hapse atılan müslüman mahkumların, toplu tecavüz edilme dahil, çektikleri işkencelere, çilelere bir noktada dayanamayıp hayatlarına kendi elleriyle son verdiklerini biliyoruz.
Bugün Cuma, Müslümanların kutsal günü. Bizler Allah'dan hayır ve rahmetini isteme dışında, öyle kolay kolay beddua etmeyiz. Bu kutsal günde gönülden edilen duaların kabul olacağı ümidiyle, Türkiye'nin içine düşürüldüğü kaotik ortamın sebep olduğu ölümlerin, intiharların bizlere verdiği ızdırabın aynısını, bu tuzakları kuran Cemaatçilerin de aile çoluk çocuklarıyla birlikte, misliyle çekmeleri en büyük arzumuz. Özellikle Fan-Foş Halife'nin akibetinin Rahmetlik Kaddafi'den ve Saddam'dan çok daha beter olması duasıyla.
Şimdi oldu mu, lafı hötünden anlamayı, kendilerine meşrep edinen Fan-Fin-Fon Halife'nin topiş müritleri?
Saygılarımla...
Not: Deccal'ın öncü süvarileri cemaatçilerin yermek, küçük düşürmek adına tarafımıza ithaf ettikleri her yazı, bize panzehir ilacı gibi gelir. Buradaki hiç kimse, bizler kadar onları tanıyamaz, aileler ve çoluk çocuklara bile yapabilecekleri kötülükleri algılayamaz. Onların Türk Devletine ve tüm mazlum milletlere yaptıkları ihanetleri unutmamak, unutturmamak bizlerin görevleri arasında. Onları çok iyi tanıyor ve saçtıkları zehirlerin panzehirini de biliyoruz: Devr-i Osmanlı'da Fatih Sultan Mehmet'in Hurufilik cereyanına karşı aldığı tedbirler silsilesi, bu işi ancak paklar, gerisi hikaye. Nokta.
|
 |
|
|
serhan akkoc |
| |
atatürk
|
Atatürk'ün sahte kızları denilen sanal sahtekar.. Bu beyinsizliğinle hangi beyinden bahsediyorsun sen? Sende beyin olsa önce Türkçeyi doğru kullanmayı becerirdin.. "Yazıyon" değil yazıyorsun,
"Öle yazmassın" değil, Öyle yazmazsın..
Anladın mı beyinsiz yobaz?.. |
 |
|
|
Atatürk ün sahte kızları |
| |
ikinizde sahte siniz
|
cemalcım intihar ın onuru olurmu senin aklın çalışmıyor kalkmış yazı yazıyon onurlu birşey olsaydı allah yasaklamazdı gerçi sende beyin olsa öle yazmassın |
 |
|
|
ATATÜRK'ÜN GERÇEK KIZI...! |
| |
Pardon hangi uzantı?
|
Ata kızı, bir Ergenekon varmış, bir de Ergenekon'un uzantıları mı varmış? bir anlatsanız...? ben bilmiyorum da??? |
 |
|
|
akıllı vatandas |
| |
...zekalılar
|
Birine sormuşlar: kaşifi kim öldürdü diye? cevap olarak : içeri kim attıysa o öldürmüstür demiş. ergenekon mu kaldı ...zekalılar.
|
 |
|
|
Cemal |
| |
DENİZ YARBAY ALİ TATAR'IN ONUR İNTİHARINDA DA AYNI TERANEYİ SAVUNMUŞLARDI:
|
Fettoş Mensubu Dinci kafalar, atacak kurşunları kalmadığında tıynetleri gereği rol çalmayı, zindanlarda yatarken ölümüne veya intiharına sebep oldukları masum insanların en yakınlarını çoluk çocuklarını bile töhmet altında bırakmayı pek severler. Başta Uğur Mumcu olmak üzere, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi aydınların en yakınlarının durdukları çizgiye hiç aldırmadan, kurban seçtiklerinden defalarca post çıkarmaya soyunmak dinci madrabazların tıynetleri gereği..
Bunların son marifetleri neydi, bir hatırlayalım isterseniz: Son yapılan MGK toplantısında, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayir Kıvrıkoğlu'nun, Erciş'deki Askeri Birliğin depremzedelere yardım fotoğraflarını dizilim (slayt) olarak Kurul Üyelerine göstermesinden sonra, Norşinci'nin bu resimleri kendini parlatma adına yandaş basına dağıttığını "Askerden Rol Çalmak" (http://askerhaber.com/haber/5382/askerden-rol-calmak.html) başlığı altında buradan öğrenmiştik.
Van depreminden sonra oradaki bir askeri birlik tarafından halka yapılan yardımları kapsayan o resimler, asker ile ora halkının kucaklaşmasını anlatan şekilde değil, "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün hıçkırıklara boğulduğu", "Cumhurbaşkanı'nı ağlatan kareler" başlıkları altında yandaş medyalarında pazarlanmıştı. Kısacası bu fotoğrafların, en vurucu noktası özenle saklanmış, o günlerde bölgeye bile gidemeyen Gül'ü ağlatması şeklinde sokaktaki vatandaşın zihnine kazınmıştı. Eee ne de olsa yandaş din bezirganlarının en büyük akıl hocaları 864 rakımlı tepede mukim Norşinci olduğuna göre, "imam ..., cemaat ..." kıssası bu haberde de karşımıza çıkıyor.
Ben bunların her zaman yapageldiği, ölümlerine intiharlarına vesile olduklarından defalarca post çıkarma işine en yakın örnek olarak, Deniz Yarbay Ali Tatar Onur İntiharı olayını hatırlıyorum. Rahmetli sağlığında o tür gazete ve görsel medya organlarında defalarca hedef gösterilmesine çok üzüldüğü için, en son Hasdal'a girme arefesinde artık dayanamayıp intihar etmesiyle sonuçlandığı acı olayı ve arkasından estirilen fırtınaları ( *http://www.stargazete.com/politika/elinde-barut-izi-var-ama-silahinda-parmak-izi-yok-haber-370081.htm, *http://videogaleri.samanyoluhaber.com/v_23508_yarbay-tatarin-olumunde-sok-detay---video.html) hatırlıyorum. İntihar olayından sonra bile kendilerine yapılan bu işkencelere dayanmayan Ali Tatar'ın ailesi, onun adına açtığı internet sitesinden (http://www.yarbayalitatar.com/) bu iddialara yanıt vermek adına açık bir mektup yayınlamıştı:
""Nisan ayından bu yana merhum kardeşim Dz.Yb.Ali Tatar’ı toplum gözünde itibarsızlaştırmaya yönelik haberler yayınlayan Star’ın, Zaman’ın, Samanyolu’nun “Kara Yazıcılarına” açık mektup:
“Edep Ya Hu !” Kardeşimi yaklaşık bir yıl yedi ay önce 2009 Aralığında kaybettik. Acısı ,anıları hala çok taze. Hala kanı elimizden, acısı yüreğimizden hiç gitmiyor. Hemen her şey bize onu hatırlatıyor. Hemen her olayda onun boşluğu ile karşılaşıyoruz. Ne yokluğuna alışabiliyoruz ne de öldüğüne inanasımız geliyor.
Fakat onun yokluğunda onun acısıyla yaşamaya alışıyoruz. Bunu gündelik yaşamımızın bir parçası olarak kabul ettik. İnsan olanın başına gelenlerle sınandığını, olanı biteni bağrına basıp, göz yaşlarını dost olandan gayrisine göstermemek gerektiğini öğreniyoruz. Zalime, haksıza karşı, eldeki tek silah olan hukukla karşı koymaya çalışıyoruz. Ama gel gör ki hikayedeki gibi itleri salanlar taşları da bir bir bağlıyorlar. Yolumuzu kesmek için kanun üstüne kanun çıkıyor. Dahası dün mazluma saplanan Mervan bıçağı, bugün zamane kara cübbeli yezitlerinin elinde, dehşet saçmaya devam ediyor.
Öyle ki, bunların hiçbir etik değer, yada kutsalları yok. Yok. Objektif olarak yok.
Kendilerine sorulursa kutsallar ve vicdan konusunda mangalda kül bırakmıyorlar. Ancak gören göz, bunların canavarlıklarını, vicdansızlıklarını, zalimliklerini ve daha da ötesinde, kendilerini düşürdükleri zavallılık ve sefaletlerini görüyor. Sefalet diyorum zira, ağa babalarının dolduruşu ve kışkırtmaları ile gerçekleri, ellerindeki paçavralarla, kara yazılarla kapatabileceklerini sanıyorlar. Öyle ya, devir o devir, devran bu devran.
Ama bilmeliler ki biz bunlara karşı afsunluyuz. İlk değildir bize kalkan hançer, ilk değil bizim zalim ile cengimiz. İlk değil kanımızın akması. Hatta der ki dede babalar “ Canından pak eder bizi pirimiz, mundar ölmek değil huyumuz bizim” Yani bir damlada olsa, akacaksa, illa akacak kanımız.
Biz bir can verdik bu vatana. Biz canımızı şehit verdik hukuk yoluna, adalet yoluna. Canımız yaktı kendini karanlığa karşı. Ebediyen bizi yakma pahasına.
Bu onurlu karşı duruş, zalimler cenahını öyle sarstı ki, hala kinleri bitmiyor. Ali’nin ardından Ali’ye saldırmaya devam ediyorlar. Çünkü Ali, inançları düşünceleri ne olursa olsun bu toplumun vicdan sahibi her bireyinin yüreğine işledi. Toplumsal vicdanın mihenk taşlarından biri haline geldi.
İşte bu nedenle, suçluluk telaşında olanlar ellerindeki bütün imkanlarla, adeta silah olarak kullandıkları paçavralarıyla, her türden medyalarıyla, yalan ve iftirayla onun manevi şahsiyetini karalamaya çalışıyorlar. Hakkında yapılan hiçbir suçlama ispat edilemediği gibi, hepsinin iftiradan ibaret olduğu ardından gelen soruşturmalarla, raporlarla ortaya çıkmışken; kendilerine sızdırılan sözde bir takım belgelerden cımbızladıklarıyla Alimizin ardından şüpheler yaratmaya çabalıyorlar.
Bunlara göre:” silah üzerinde parmak izi yok, avuç içinde barut izi yok, dolayısıyla silahını kendisi ateşlemedi, onu başkası vurdu, hatta katiline karşı mücadele etti. Çünkü o Ergenekon’un kilit noktasında ve herkesi tanıyan kişi. Bu nedenle susturuldu.”(*)
Aman Allahım neymiş bizim Alimiz. Dirisinden daha fazla korku salmaya devam ediyor hala. Bunları söyleyip yazanların adamlığına azıcık inansak, kendi kendimizden şüphe edeceğiz. Sanki olayın en yakın tanıkları biz değiliz. Sanki olup biteni biz yaşamadık.
Behey zalimler, behey zavallılar: Olayın ardından ayrım gözetmeksizin bütün basın kuruluşlarının konuşma isteklerini cevaplandırdık. Olay anını öncesiyle, sonrasıyla bütün yaşadıklarımızı anlattık. Sorulan bütün sorulara samimiyetle cevap verdik. Kendileri de bunları inkar edemezler. Aynı şekilde gerek olayın sıcaklığı devam ederken, gerekse de daha sonra defalarca savcıların sorularını bütün aile bireyleri ayrı ayrı cevaplandırdık.
Demek ki hepimiz sözleşip yalan söyledik. Hepimiz sözleşip, Ergenekoncularla el ele verip, kendi kardeşimizi susturduk; katline ferman eyleyip, kavil kıldık.
Bre Yusufun kibirli kardeşleri! Bre Yakubu ağlatanlar! Bre sahibinin sesi zalimler! Bizi kendiniz sanmayın. Bizi kendinizle karıştırmayın. Biz adam eti yemeyiz. Kendi etimizi hiç yemeyiz.
Azıcık insanlıktan nasibini almış hiç kimse bir merhumun ardından bu derece saygısızlık yapmaz. Azıcık vicdan sahibi bir insan, yüreği yangın yerine dönmüş bir ailenin acıları ile böyle oynamaz. Siz cenazeler ardından helallik verirken cemaati kandırıyorsunuz da, kimi kandıramayacağınızı hiç düşünmüyor musunuz?
Belli ki, yüreğiniz soğumayacak ve kininiz bitmeyecek. Gelin yaptığınızdan vazgeçin. Gelin hepimize birer kurşun sıkın olup bitsin. İnanın bir damla kanımız akmayacak. Ama bu kara yazılarınızla büyük vebal aldığınızı bilin.
Evet, anlıyoruz, devir yine sizin devriniz. Hep olduğu gibi bizim yine kolumuz kısa. Gözümüze sokar gibi “Yalancı Pehlivan’lar” özel olarak ödüllendirilip Ankara’nın tepelerinde korumaya alınıyor ve yine bize “Kalsın benim davam divana kalsın” demek düşüyor.
Olsun. Biz beklemeye yüzyıllardır alıştık. Yine dimdik beklemeye, sabırla, tevekkülle beklemeye devam ederiz. Zaten zalimi çıldırtan, kudurtan da bu.
Ama inancımız tam. Biz biliyoruz. En sonunda hak kazanacak, hukuk kazanacak, insanlık kazanacak, biz kazanacağız. Siz tarihin çöp kutularında kendinize yer ayarlamaya bakın. - A.Tatar""
...Mektup işte bu... Yazılan bu mektuba rağmen, bu şerefsizlerin hiç akıllanmadıkları, akrep gibi tıynetlerinin gereği her neyse onu kararlılıkla yapmaya devam etmelerinden anlaşılıyor. Bu ilk cinayetleri değil, son da olmayacak. Hatırlayım şu son yıllarda PKK'nın işlediği cinayetleri Türk Ordusunun üzerine yıkma girişimlerini ve Orduyu itibarsızlaştırma hücumlarını.
Nedense sürekli aynı iddia ile dolaşanların kendi benliklerine şu soruyu sormak hiç akıllarına gelmiyor: "Dünyanın en tehlikeli örgütü ilan ettikleri örgüt nasıl bir örgüt ki, her nedense karşıtlarını değil de, hep yandaşlarını omuzdaşlarını fikirdaşlarını öldürüyor, ama iş şerefsizlerin defterini dürmeye gelince, nedense kılını bile kıpırdatmıyor?" Ergenekon'a, ("Ergenekon demek, Türk Ordusu demek" diye söylüyorlar ya) dolayısıyla Türk Ordusuna ağız dolusu sövmek, ailelerini onursuzlaştırma girişimlerinde bulunmak ve hatta Hanak'a bile sürmek serbest, ama iş PKK'ya, Apo'ya gelince, Önder Aytaç gibi madrabazlarda korku dağları sarıyor, gittikleri her yerde sürekli üçer dörder korumalarla dolaşılıyor. Yazıklar olsun.
Saygılarımla...
Not: Rahmetlik Kaşif Kozinoğlu'nun Türk Özel Kuvvetleri'nin İstihbarat konusunda en iyi subaylarından birisi olduğu, Türk Dünyası'nın birlik ve bütünlüğü üzerinde çok çalıştığı efsane gibi söylenirdi. Başımızdaki iktidarın ihanetleri karşısında yine de iyi dayandı. Kendisine karşı yapılan haksızlıklara karşı metanetini hep muhafaza etti. Çektiği çileler gösteriyor ki, bu devlete yapılan iyilikler asla cezasız kalmıyor. Allah Rahmet Eylesin ve İnşallah Şehadet mertebesine yüceltsin. Duam odur ki, bu acıya sebep olanları, bütün soyu sopuyla birlikte, misliyle muamele etsin.
|
 |
|
|
malik yavuz/emekli işçi |
| |
olur.
|
müstemlekelerde her tür ölüm
kader'dir. hamd olsun amarica.
mustafa kemal cumhuriyeti ölmüş,
duyan yok!
kozinoğlu ölmüş-umursayan neden olsun?
dilerim cennette yer kalmıştır ona,
eğer ki tek hücreliler parsellemedi kendilerine. hamd olsun amarica. |
 |
|
|
Atatürk'ün kızı |
| |
ergenekon uzantısı
|
KOZİNOĞLU Muhtemel ergenekon uzantıları öldürdü.eski mitçinin konuşması herkesi rahatsız edecekti.. |
|
|
|