ASKERHABER.COM SAVUNMA YAZARI
Haberlere göre Barak, İran dostu olarak nitelediÄŸi Fidan'ın, Türk istihbaratı ile paylaşılan gizli sırları İran'a verebileceÄŸinden endiÅŸe etmekte imiÅŸ.
Bu haber, Türkiye'ye bakışı ılımlı ile sıcak arasında bir bölgede olan Barak'ın bile yaklaşımının oldukça temkinli, hatta soÄŸuk bir seviyeye geldiÄŸinin göstergesi olarak yorumlanıyor. İsrailli komandoların kanlı Mavi Marmara baskını sonrasında kopma noktasına gelen Türk - İsrail iliÅŸkilerinin aldığı hasarın ve karşılıklı güvensizliÄŸin bir yansıması olarak algılanabilir gerçekten de.
*****
Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait bir adet Yavuz sınıfı, bir adet Barbaros sınıfı ve 2 adet Gabya sınıfı güdümlü füzeli firkateyn ile TCG Akar ikmal gemisinden müteÅŸekkil Türk Deniz Görev Grubu, 6 Mayıs - 5 Temmuz tarihleri arasında Akdeniz sularında Türk Bayrağı'nı dalgalandırdılar. Cumhuriyet tarihimizde bir ilk olan bu giriÅŸim, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir dış politika ve etki hinterlandı geniÅŸletmedeki rolünün çok güzel bir örneÄŸi idi. Gelen haberlere göre Kızıldeniz'i içerecek yeni bir görev kuvveti de yolda.
Türk Deniz Görev Kuvveti 2 ay boyunca Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin limanlarını ziyaret ettiler, bu ülkelerin donanmaları ile ortak tatbikatlar icra ettiler. Ziyaret edilen ülkeler Tunus, Cezayir, İspanya, İtalya, KaradaÄŸ, Hırvatistan, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Mısıt. Yani neredeyse Akdeniz'e kıyısı olan tüm ülkeler ziyaret edildi. Bu, Türkiye'nin özellikle DoÄŸu Akdeniz'deki etkinliÄŸini artırma çabasının bir uzantısı olması hasebiyle büyük önem taşıyan bir giriÅŸim.
Kabaca İtalya'nın "topuÄŸundan" Kızıldeniz'e, oradan Basra Körfezi'ni kapsayacak ÅŸekilde bir yay çizerek Hazar Denizi, Karadeniz ve DoÄŸu Avrupa'nın, Türkiye'nin ekonomik, siyasi, askeri, tarihi ve kültürel doÄŸal hinterlandıdır. Bölgesel güç olarak Türkiye'nin öncelikle hakim olması gereken coÄŸrafya budur. Bu bölgenin her tarafında Türk'ün izi vardır. Bu bölgede kimi yerlerde hala Osmanlı'dan kalan tapular ve kanunlar geçerlidir. Bu bölgede kimi yerlerde anlaÅŸmazlıklarda Türkiye arabuluculuÄŸa davet edilmektedir. Bu bölgedeki çatışmaları durduran ve baÅŸlatan ülkeler listesinin başında Türkiye vardır. Kısacası bu bölgede, tabirimi mazur görünüz, Türkiye'nin borusu öter.
Bir baÅŸka deyiÅŸle Türkiye, “Gök”teki (DoÄŸu) denizden (Hazar Denizi), “Ak” (Batı) denize (Ege Denizi); “Kara” (kuzey) denizden (Karadeniz), “Al” (Güney) denize (Kızıldeniz), dört denizde siyasi, askeri ve kültürel hegemonyasını tesis etmek durumundadır.
Bu donanma açısından ÅŸu demektir: Bu coÄŸrafyadaki herhangi bir "mavi" noktada Türkiye, tek başına, su üstü ve / veya denizaltı savunma harbi (DSH), mayın temizleme, amfibi ve benzeri deniz harekatı icra edebilmelidir. Hatta artan asimetrik tehditler ve barışı koruma harekatları gibi etkenler gerektiÄŸinde bu coÄŸrafyanın ötesine de kendi başımıza uzanmamızı gerektirebilir. "SavaÅŸ, politikanın baÅŸka araçlarla icrasıdır"; ulusal menfaatlerimiz yarın bir gün Hint Okyanusu'nda bayrak göstermemizi zorunlu kılabilir, hiç belli olmaz. Çılgın bir dünyada yaşıyoruz.
*****
31 Mayıs gecesi, abluka altındaki Gazze'ye yardım ileten Mavi Marmara gemisi öncülüÄŸündeki sivil yardım filosuna İsrail deniz komandolarının düzenlediÄŸi baskın ve yine aynı gece, İskenderun'daki deniz kuvvetleri üssüne düzenlenen PKK saldırısı, Türk kamuoyunda infiale neden oldu. Mavi Marmara saldırısı, DoÄŸu Akdeniz'in uluslararası sularında gerçekleÅŸti. BaÅŸka bir ifade ile İsrail hukuksuz bir biçimde baÅŸka bir ülkenin bayrağını taşıyan gemilerine saldırdı. Bu saldırının siyasi sonuçları, perde arkası baÅŸka konu.
Ancak asıl önemli olan, bu saldırı ile birlikte İsrail, Türkiye’nin Akdeniz’deki artan etkinliÄŸine ve gücüne meydan okumuÅŸtur.
Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattı ile birlikte enerji sevk ve nakli için muazzam bir öneme kavuÅŸacak, dahası barındırdığı doÄŸal kaynaklarla bölgesel egemenlik mücadelesine sahne olmaya hazırlanan DoÄŸu Akdeniz, 2010 Mayıs’ından bu yana bölgenin iki büyük askeri gücü arasındaki çıkar çatışmasına meydan oluyor.
Türkiye’nin Deniz Görev Grubu ile attığı adıma İsrail “gördüm!” dedi.
EÄŸer Türkiye bölgesinde bir güç olma iddiasında ise, DoÄŸu Akdeniz’in güvenliÄŸinin kendinden sorulacağını önce bölge ülkelerine ve ardından tüm dünyaya kabul ettirmek durumundadır. Aksi takdirde dış ticaretinin yüzde 90’a yakın kısmını deniz yolu ile yapan Türkiye’nin ulusal menfaatleri tehlikeye girer.
O menfaatler ki, korunmaları “Dört Deniz”in güvenliÄŸinin saÄŸlanmasına baÄŸlıdır.