 |
GAFİLLER İŞTE BURADAYIZ |
GAFİLLER İŞTE BURADAYIZ |
27 Ocak 2012, Cuma 23:04:54 |
 |
|
Oktay YILDIRIM
Mahkeme başkanının söylediği tarihi söz
|
4 YILDIR SİLİVRİ ESİRİ
Sevgili dostlarım,
Bu zorlu yolda, bana yol arkadaşlığı yapan güzel insanlar ! Hoş gelişler ola...
Sizleri, bu gelmeye korkulan yerde, Silivri mahkeme salonunda görmek bana hem güç veriyor hem de çok üzüyor. Çünkü buraya gelmek için türlü zorluklara katlanıyorsunuz. Ve ben sizleri bu zorluklarla yüz yüze bıraktığım için çok üzülüyorum.
Siz gelmeseniz de yüreğinizin burada olduğunu biliyorum, o nedenle artık daha seyrek gelmeniz, kendinizi yormamanız beni daha çok sevindirecek. Bunu içtenlikle söylüyorum. Sizlerin yorulmasına neden olmak fikri beni daha çok yoruyor. Böyle düşündüğüme belki kızacaksınız ama kendimi bundan alıkoyamıyorum.
Biliyorsunuz uzunca bir süredir bu mahkeme huzurunda konuşmayı bıraktım. Yıllardır, raporlar, sahte belgeler, düzmece tutanaklar, hatta tertibi kanıtlayan video kayıtları koyduk ortaya. Sadece sanıkların beyanları 15 bin sayfayı geçti. Anlatılmadık, söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Bu zamana kadar anlatamadığımı, ayda 15 dakika veya yarım saat içinde nasıl anlatabilirim ki? Düzeltiyorum, yarım saatı yanlışlıkla yazdım 15 dakika.
Aslında önceki Mahkeme Başkanı Köksal Şengün bu durumu zamanında çok güzel bir şekilde anlatmıştı. Hani o meşhur video kaseti vardı ya... Ümraniye filmi... İşte o daha yeni ortaya çıkmıştı. Polisler orada, kendi aralarında, tutanakların karakolda düzenlendiği ortaya çıkarsa mahkemede ne cevap vereceklerini kararlaştırıyorlardı.
Genelkurmay Başkanlığı ve yargı hakkında ağza alınmayacak sözler ediyorlardı.
Videonun bir yerinde de, "Soruşturma Ergenekon olduğu zaman s.......m hakimini de savaşını da..." diyorlardı.
Üstelik bunların konuşulduğu saatte ben gözaltında bile değildim ve soruşturmanın Ergenekon olduğunun ortaya çıkmasına daha 8,5 ay vardı.
Hatırladınız mı? Yoksa unuttunuz mu?
"Demek ki polisler 8,5 ay önceden biliyorlarmış her şeyi" diye konuşuyorduk o günlerde. Henüz 90. celse görülüyordu. (Bugün 210'u geçtik)
İşte o celsede savcılar, polislerin söylediği o sözleri duymadıklarını söylediler. Yani özellikle de o sinkaflı olan sözleri, ben de bu durum karşısında Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'den izin alıp videoyu tekrar izletmek istedim. Edilen küfürleri bir kez daha duymayı kendine yediremeyen Başkan Köksal Şengün şu tarihi sözleri söyledi: "Yani 2. kez dinletseniz, 5. kez dinletseniz duymayan insana onu duyuramazsınız"
İşte 90. celsede söylenen bu sözler, 210. celseyi geçtiğimiz bugünlerde benim neden konuşmadığımı en iyi açıklayan sözlerdir. Duymuyorlar. Hiç kimse duymuyor. O videoyu alt yazılarıyla herkes izlemelidir. Bence Oscar adayıdır. En iyi senaryo, en iyi kurgu, en iyi efekt ve en iyi vs...
Zaten bu koşullarda yapılan bir yargılamadan adil bir karar, daha doğrusu hukuki bir karar beklemediğimi de mahkeme huzurunda defalarca söyledim.
Mahkeme başkanlarının telefonlarının dinlendiği, haklarında kendi mahkemeleri tarafından dinlenme kararları verildiği bir ülkede, bir diğeri, üzerinde baskı, korku hissetmez mi? Ya da Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir orgeneralin tutuklanabildiği bir ülkede, Askeri Yargı üzerinde baskı, endişe hissetmez mi? Takdiri sizlere bırakıyorum ve bu nedenle adil ve hukuki bir karar veya sonuçtan ümidimi kesmiş oluyorum.
Ancak bir de tarihin ve insanlık vicdanının yargısı vardır. Ona olan umudumu hiç yitirmedim. Çünkü o mahkeme, sadece insanları değil, dönemleri ve kuşakları eylemlerinin sonuçlarıyla yargılar. Sekiz, on yıllık iktidar hesaplarını dikkate almaz. İyi bir atama, dolgun maaş, makam arabası gibi beklentileri umursamaz.
Şimdi bazı yandaşlar kendilerine sunulan gazete köşelerinde şöyle diyorlar: "Ergenekon'un son numarası savunmalarını kamuoyuna yapmak çünkü haklarındaki kanıtlar çok güçlü ve başka çareleri yok"
Ey gafiller, işte buradayız. Binlerce sayfa konuşma, kanıtlar, videolar ve raporlarla.. Dava tutanaklarını okumak işlerine gelmediği için ve kamuoyunun, davanın iç yüzünü anlayan kısmını artık inandıramadıkları için bu karalamayı yapıyorlar. Onlara duruşma tutanaklarını ya da kitaplarımızı okuyun demiyorum, çünkü bunu yapmaya korkarlar.Ama yürekleri yetiyorsa sadece o 7 dakikalık videoyu izlesinler.
O zamanda şöyle derler: "Biz duymadık"
Biz de şöyle diyoruz, "İkinci kez de, beşinci kez de dinletsek duymayana duyuramayız"
Ve o sebepten dolayıdır ki, biz anlatacaklarımızı milli vicdana ve tarihe anlatıyoruz .Kaldı ki, bu davada yapılan konuşmalar, ilk günden itibaren canlı yayın yapılsın talebiyle yapıldı.Çünkü buradaki duruşmalar izlenmeden anlaşılamaz.
Bu,biraz uzunca bir mektup oluyor ve ben sabrınıza güvenerek yazmaya devam ediyorum.
Kuşkusuz bu tertibin de,burada yapılan savunmaları çarpıtarak veya hiç duymayarak kamuoyunu yönlendirenlerinde bir amaçları var onları anlayabiliyoruz amaçlarınıda biliyoruz .
"Türkler'in tarihiyle baş edemiyoruz" bu sözler Karen Fogg'a ait.
Türkiye'de maaşa bağlılığı bazı yeminli Cumhuriyet düşmanı sözde gazetecileri yolladığı e-posta iletilerinden biri...
Karen Fogg ya da AB etiketiyle ülkemizde cirit atan bu siyasetciler neden Türk tarihiyle baş etmek istesin.
Buradan başlayalım konuşmaya.
Tarihi yenmesi, onu kemdi hesaplarına zarar vermeyecek şekilde dönüştürmesi anlamına geliyor.Eğer bunu yapmazlarsa cumhuriyeti fiilen yıkıp,istedikleri şekle dönüştüremezler.
Çünkü Cumhuriyeti savunan Türkiye'nin etnik parçalara ayrılmasına karşı olan ,tam bağımsızlığı ve Atatürk İlkelerini savunan herkes Türk tarihine dayanıyordu.Türk tarihi,onların bu amaçları karşısında aşılması imkansız bir mevzi gibiydi.O mevzi yıkılmalıydı.Tarih bilincini kaybetmiş bir topluma ve onun yöneticilerine her şey yaptırılabilirdi.
İttihat ve Terakki'den nefret ile söz etmelerinin nedenini anlamalıyız.
Cumhuriyet devrimlerinin tamamını İttihat ve Terakki programında olduğunu bilmeliyiz.
İkinci Meşrutiyet sadece istibdatı yıkmadı, gerçekleştirdiği reformlarla Milli Mücadele'yi veren aydın ve asker kadroları yaratan, Kapitilasyonların kaldırılmasını, tam bağımsızlık hedefi koyduğu...
Hatalarını tartışmak, eksiklerini tespit etmek değil, nefretle mahkum etmektir bu nedenle amaçları....
Eğer bugün tarihmizi soykırım suçlamasıyla mahkum etmeye cüret edebiliyorlarsa, bunun nedeni İttihat ve Terakki düşmanlığını halkın bilincine yerleştirmedeki başarılarıdır.
Bu mektupta uzun uzun anlatacak değilim.
Ama şunu da söylemek gerek, o nefretle söz ettikleri mesela Talat Paşa, Sadrazam iken evinin kirasını bile kendisi ödemiş, kira yardımını dahi kabul etmemişti. Hepsi de beş parasız öldüler. Şimdiki gibi milyon dolarlara tenezzül etmedi hiçbiri...
Cumhuriyet Devrimleri'nden ve Atatürk İlkeleri'nden niye nefret ettiklerini anlamalıyız.
"İnkılap Tarihi dersleri de kaldırılsın, Milli Mücadele diye bir şey hiç olmadı" diye ağızlarından köpükler çıkararak bağırıyorlar televizyon ekranlarından.
İngiltere de hiç hoşlanmadı Cumhuriyetten, Fransa da Ortadoğu'daki çıkarlarının büyük bölümünü kaybetti. Sömüremediler çünkü eskisi gibi...
Bugünkü Cumhuriyet düşmanları yalnız başlarına mı sürdürüyor bu düşmanlığı?
Karen Fogg bu nedenle Türk tarihini yenmesi gerektiğini düşünüyor. Hatırlayın, yırtıp attığımız Sevr'de bugün hayatı geçmemiş iki proje vardır: (SÖZDE) büyük ermenistan ve (SÖZDE) kürdistan...
Atatürk, bölgesel ittifaklarla engellemişti bunları. Peki şimdi başımızdaki iki önemli sorun ne ? Biri soykırım yalanı ve devamındaki talepler diğeri pkk ve Meclis kürsüsünden ilan edilen kürdistan hayalleri..
İşte bu nedenlerle ve Batılı güdümlemelerle nefret ediyorlar Cumhuriyetten, "Seyit Rıza'yı şöyle astı, Şeyh Sait'i böyle astı" diye eleştiriyorlar.
Lord Curzan İngiltere adına, İsmet Paşa'ya Lozan Konferansı'nda şöyle dedi:
"Bugün sana kabul ettiremediğim her şeyi cebime koyuyorum, yarın önüne koyacağım"
Alıntıyı tam olarak hatırlayamamış, kelime hatası yapmışsam affola, mapus şartları nedeniyledir.
İşte o gün İsmet İnönü'ye kabul ettirilemeyenler bugün birer birer önümüze konulmaktadır.
Cumhurbaşkanımıza dizbağı nişanı (Garter-Haçlı Şövalyesi ünvanı) veren İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve yanında kocası Prens Philippe ne güzel de poz vermişlerdi kameralara...
Prens Philippe'in babası Prens Andrea, Yunan 2. Kolordusu'nun başında, Büyük Taaruz'da Halit Bey kuvvetlerinin önünden kaçan adamdır. Unuttular mı sanıyorsunuz?
İşte tarihi değiştirmek, o gün ceplerine koyduklarını, bugün gürültüsüzce çıkarabilmek içindir. Gürültüyü sevmiyorlar.
Onun için bu tarihinin başlangıcı sayılan Ergenekon, artık bir terör davasının adıdır. Tarih değiştirilmektedir. Onun için Türk askerleri "terörist" olmakla suçlanmaktadırlar. O tarihin sembolüdür çünkü.
Sevgili dostlarım, devletler sembollerle yaşar.
TBMM'nin önünde bir anıt gibi nöbet tutan Mehmetçik, Ayşe teyzenin oğluydu. O meclisin halkın meclisi olduğunun sembolüydü. Çünkü o da halkın bir parçasıydı.
Meclis Taburunu İsmail Hakkı Tekçe kurmuştu. 18 Temmuz 1920'de...
Bir takımdı ilk başta...
Kurulmuştu çünkü, geceleri o zamanki Ziraat Mektebi binası olan Meclis, gericilerin kurşun yağmuruna tutuluyordu. Gündüz değil gece çıkıyorlardı piyasaya. Atatürk hep övündü o birlikle…
Sakarya'da da savaştı, eşkıya takibi de yaptı...
Yani bir tarihi, temsil ettiği değerleri olan bir semboldü.
Kaldırıldı.
Arkasından da 19 Mayıs'ın bizzat kendisi kaldırıldı ! Semboldü.
İşte tarihi bu nedenle değiştirmek isteyenler, her şey gürültüsüz patırtısız olsun diye. Gürültü sevmiyorlar. 26 Ağustos sabahı çok gürültülüydü çünkü, Türk topçusu Yunan mevzilerini döverken aynı zamanda onlarla kader birliği etmiş işbirlikçilerin hayallerini de dövüyordu...
"Askerler darbe yapacaktı, askerler faili meçhul cinayetler işlediler, askerler silah gömdüler, askerler kadın sattılar, esrar içtiler, zaten PKK ile de yeterince savaşmıyorlardı, hatta pkkyı derin devlet kurdu, vs." bu gibi alçakça iftiralara milleti inandırmasalardı, bütün bunları bu kadar gürültüsüz yapabilirler miydi? Bugün korktukları gürültü halkın tepkisiydi, onu da baskı ve korkuyla engellediler.
Şimdi gazetelerden yazıyorlar:
"Anıtkabir Yunan yapıtlarına benziyor" diye. Yakında oraya da bir "çılgın proje" ile çıkıp "haydi yıkıp yeniden yapalım" diye balyozu vurduklarında , o balyozun sesinden başka gürültü istemiyorlar.
Herkes kabullensin boyun eğsin istiyorlar.
Uwe Timm, Morenga adlı eserinde Afrika'daki Alman sömürgelerinde uygulanan vahşeti son derece çarpıcı bir şekilde belgelerle anlatır. Beni çok etkileyen bir bölüm vardır. Köleyi tanımlar: "İlk önce zincir boyna takılır, sonra kafanın içine. Nihai amaç : Köle oluşunu onaylayan köle"
Var mı bizim tarihimizde böyle bir dönem?
Boynumuza zincir geçirilebildi mi bin yıllardır? Bunu denediklerinde karşılaştıkları, direnen bir halktı. Karşı koyan bir ulus...
Şevket Süreyya Aydemir, Cevdet Kerim İncedayı'nın , cephane taşıyacak kağnıların başında, "Neden hiç erkek yok" sorusuna aldığı cevabı yazar: "Erkeklerimiz askerliktedir. Emrinize biz geldik. Böyle bir günde bize bu kadarcık iş düşmesin mi?"
Böyle derler. İçlerinde yollarda doğuranlar ama yola devam edenler bile vardır.
O manzarayı çok güzel anlatmıştır, paylaşmak isterim:
"Bizim için İstiklal Savaşı şimdi artık bir hatıradır, bir dumanlı anıdır. Gerilere baktığımız zaman dağların, bozkırların üstünde, onun, kızıllıklar içinde ufka yansıyan hayalini görürüz. Ama Gazi, bu mücadelesinde yalnız değildi. Binlerce , yüzbinlerce adsız vardı. Bu adsızlar ya savaşırken birer erdiler ya muharebelerin mihnetlerine alın terleri ve gözyaşlarıyla katılmış yarı aç yarı tok, lime lime kıyafetli analar, gelinler,kızlar,çocuklar ve ihtiyarlardılar.
Şimdi bunlar onun etrafında, onun kızıllıklar ortasında hali dağlara, bozkırlara gölgesi vuran silüetinin çevresinde sanki kendilerini göstermek istemeyerek yer alırlar. Hep birbirlerine sokularak, hep birbirlerini kendilerine siper ederek sanki kendilerini göstermek istemeyerek yer alırlar. Önlerinde hayal meyal kağnıları, köğürleri birbirlerine geçmiş öküzleri inekleri ve ellerinde öven dizeler ile uçsuz bucaksız bir kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar ordusu...
İşte asıl Kuva-yı Milliye buydu..!"
Korktukları ve değiştirmek istedikleri işte bu tarihtir.
O sebeple bize "terörist" yaftası yapıştırmaya çabalamaktadırlar. Dün bu nedenle, zorla geçiremedikleri zinciri, bugün gürültüsüzce, sözde ileri demokrasi sözleriyle geçirmeye çalışmaktadırlar.
Kağnıların gıcırtısındaki top seslerinden, anaların ve gelinlerin kızgın homurdanmalarından korkuyorlar.
Cephelerine koyduklarını şimdi tekrar çıkarırken tek ses , tek gürültü istemiyorlar.
Sevgili dostlarım, saat 2 suları oldu ve sabah sizler geleceksiniz.
Demem o ki, bizim savunmamızı tarihe ve milli vicdana yapmamızdan hoşlanmıyorlarsa haklıdırlar. Korkmakta da haklıdırlar.
Bugün 26 Ocak 2012 gecesidir ve ben sizlere sevgimi, dostluğunuza, emeklerinize saygımı gönderiyorum.
| YORUM YAPIN SÖZ SİZDE! |

|
|
|
Oktay can |
| |
son çırpınış
|
Sn Oktay yıldırım yok sahte evraklarmış, yok polisler 8.5 aydır biliyormuş. Yok edirne mudafasında bir er olarak orduya katılıp Mehmetciğe başkasının vatanını ne diye savunuyorsunuz diye takrik edip caydırmak isteyen TALAT PAŞA! kirasını kendi ödemişmiş de. Bir Millet Uyandı filmini iyi seyret oktay bey.
|

|
|
|
nazire |
| |
Mustafa Kemalin Askeri böyle olur
|
Bugünleri atatürk sanki görüyormuş gibi gençliğe hitabesinde belirtmiş, yazınız çok uzun olduğu için sadece başlıklara baktım, bu bile sizlerin kemalin askerleriniz olduğunu belirtiyor, sakarya savaşı yapılırken yüzde altmışı kalan askerlerle yapılmış sizleri de bu yüzde altmışın içinde görüyorum, silivriye gelemiyorum ama desteğim sizlerden yana, ne mutlu türküm diyene
|

|
|
|
mehmet yılmaz |
| |
ergenekon
|
ASKERHABER'DEN: Yorumunuz yazının içeriği ile ilgili olmadığı için onaylanmamıştır
|

|
|
|
ferman_bey |
| |
Ne yapsanız nafile duyuramazsnız.
|
Oktay bey yazınızı baştan sona okudum. Ne idüğü belirsiz bu davanın özetini çıkarmışsınız.
Sizden ricam daha kısa yazmanız. Zira bizlerin ne kadar çok okumayı seven (!) bir millet olduğumuzu gözardı etmeyin lütfen.
|

|
|
|
anonim |
| |
Araf\'da yön tayini
|
Onların bazıları hala elleri ceplerinde(ki bu ukalalık kisvesi altında ellerini nereye koyacağını bilememe dürtüsüdür,henüz daha saçlarını yolma pozisyonuna gelemeyen ellerdir)sizi seyrediyorlar.Ve görüyorlarki hala çalışmaktasınız.Kolay gelsin, fakat ne zordur insan denen ete kemiğe bürünmüş varlıkla uğraşmak.
|

|
|
|
murat |
| |
ABD ne isterse o duyulur...
|
Köksal Şengün şu tarihi sözleri söyledi: "Yani 2. kez dinletseniz, 5. kez dinletseniz duymayan insana onu duyuramazsınız"
Yorum isteyen,A'RÂF - 179'a baksın...
|
|
|
|