Zoraki şantaj, hukuk, koalisyon çatırdadı ve sonrası
Baş döndüren hatta nefesleri kesen bir kovuşturmaya odaklandı ülke. Devletin güvenliğinden sorumlu kurumlardan biri ağır itham altında. Kaldı ki bu kurum doğrudan başbakanlığa bağlı bir kurum. Olayları hatırlatmaya gerek yok ancak toparlanmakta fayda var:
"CMK 250. maddeye dayalı İstanbul özel yetkili savcılık iddialara göre MİT ile terör örgütünün şehir yapılanması olan bir dizi ilişki hatta bu ilişkinin boyutlarının dayanışma şeklinde olduğu şüphesiyle bir soruşturma başlatmış.. 5 MİT personeli bu kapsamda şüpheli olarak savcılığa ifadeye çağrılmış, ancak davetiyelere icap edilmemiş dahası ilgili kurum adli makama davetiyeye itiraz yazısı yazmış, adli makamda itirazı ret ederek 4 MİT personeline yakalama diğerine de Ankara özel yetkili savcılığına talimat yazısı ile ifadesinin alınması ve ifadeye göre kararın verileceği bildirilmiştir. Son olarak da kanun değiştirilmiş. MİT görevlilerinin yargılanması Başbakan'ın iznine bağlandı. Bunun üzerine Savcılık yakalama kararını kaldırdı"
Yaşanan süreç her ne kadar sıradan bir adli usul vakası gibi dursa da basına sızan ve kolluk kuvvetinin bir dizi KCK aramasında eline geçtiği iddia edilen belgeler sanal medyada dolaşmakta olup;. belgeler ve iddialar yenilir yutulur cinsten değil.. İddianın özü başbakanın emri ve bilgisi dahilinde atadığı bir takım MİT personeli terör örgütü ile işbirliği yapmış hatta anayasamızda belirtili devletin niteliklerini değiştirileceğine dair bir takım taahhütler başbakan adına verilmiş deniyor.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu12 Nisan 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu düzenlemesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.
Günümüz Türk ceza hukukunda vatana ihanet suçu tanımlanmamıştır. Ancak Türk ceza Kanunu'nun devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, düşmanla işbirliği yapmak, devlete karşı savaşa tahrik, temel milli yararlara karşı hareket, askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma, düşman devlete maddi ve mali yardım konularını işleyen 302-308. maddeleri, geleneksel olarak vatana ihanet kapsamına giren suçları içerir. O maddelere göz attım ve konumuzu ilgilendirenleri aşağıya çıkarttım;
Madde 302 –
(1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Madde 304 -
(1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul edilir.
(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Madde 305 -
(1) Temel millî yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için maddi yarar sağlayan vatandaşa, üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir. Yarar sağlayan veya vaat eden kişi hakkında da aynı cezaya hükmolunur.
(2) Fiilin savaş sırasında işlenmiş ya da yararın basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak için verilmiş veya vaat edilmiş olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Suç savaş hâli dışında işlendiği takdirde, bu nedenle kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
(4) Temel millî yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyet'in Anayasa'da belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.
Sizce basında yazan iddialar doğru ise isnat edilen suçlar yukarıdaki maddelerin cezai yaptırım uygulamalarına girmiyor mu? Buradan bakıldığında dokunulmazlığın kaldırılmasını gerektiren bir durum var ortada.. Dokunulmazlık kimin için kalkmalı peki? Elbetteki emrinde çalışan MİT'ten sorumlu başbakan. Bu durumda soruşturma da ilgili savcılık yetkisizlik kararı verip dosyayı yüce divana göndermesi gerek.. Tabi bizdeki mevcut hukuk mevzuat bilgisine göre iddialar doğru ise kovuşturma böyle olmalıdır.
Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı özel yetkili savcıyı soruşturmanın gizliliğini ortadan kaldırdığını mazeret göstererek soruşturmadan çekti.
Bu karara dayanak ise delil niteliğinde olan bir takım konuşma kayıtları, mutabakat tutanakları ve en önemlisi cinayet şebekesi hükümlüsü Abdullah Öcalan’ın çetesine gönderdiği el yazması not kağıdının basına sızması. Bu dayanaklar mazeret gösterilerek özel yetkili savcıyı soruşturmadan çektirmek mantıklı. Ancak biz aynı mantığı Ergenekon, Ayışığı, Balyoz vesaire davalarda göremedik.
"Bir çok üst yetkili asker, akademisyen ve yazarın özel hayatlarına dair konuşma görüntü ve belgeler yandaş adı verilen basın yayın organlarında defalarca gösterildi gösteriliyor da.. O zamanlarda neden bu hassasiyet gösterilmedi" diye bir soru sormaya hakkımız var diye düşünüyorum.
Devlet bakanı Bekir Bozdağ demiş ki, “Bir hukukçu olarak devletin güvenliğinden sorumlu bir kurumun başındaki görevliyi terör örgütüne yardım yataklık isnadı ile ifadeye çağrılmasını mantıken anlayamıyorum” ..
İyi de sayın bakan zamanında TSK’nın personelini ifadelere çağrılıp hatta pek çoğu 3-4 yıldan beri cezaevlerinde iken siz işbaşındaydınız. O günlerde susup bugünlerde bu ifadeyi yapmanızla bizde sizi mantıken anlayamadık hani... MİT güvenlik kurumu da TSK zabıta kurumu mu?
Nerden baksanız abuk sabuk günler yaşıyoruz.
İktidarın elinde çokça dillendirerek vatandaştan oy istediği bazı erdemli kavramların aslında aynı iktidar tarafından suiistimal edildiğini açıkça görüyoruz. Demokrasi kavramının suiistimal edildiğini gördük. Şimdi de “hukuk” kavramının alabildiğine suiistimal edildiğini görmemek için bir insansın herhalde en hafiften teşbih ile yaşıyor olmaması lazım. Peki şimdi sorabilirsiniz? “Nedir bu yaşananlar” diye.. Herhangi bir haber kaynağım ya da somut elle tutulur bir belgem yok. Ancak süreç bana şunu gösteriyor;
Sam amca ülkemde kendi eliyle yarattığı siyasiler, polis teşkilatı, adli makamlar ve medya ile bizi Suriye’ye girmemiz için zorluyor.
Kendi yarattığı siyasi güç ilk kez bilinmeyen bir sebeple bu isteğe olumsuz ya da öteleme ile cevap verince olanlar oldu.
İpini tuttuğu iktidarın tüm işlerini bildiğinden yine kendi emrinde olan yıllardan beri itina ile hazırladığı bir cemaatin güdümündeki adli ve o adli makamın emrindeki kolluk gücüne anlattığımız baş döndürücü gelişmeleri yaptırarak siyasi idareye resmen şantaj yaptı.
İktidar şantaja boyun eğer.
Eğmek zorunda çünkü ülkemiz yasalarına göre savcının soruşturması hızla vatana ihanet suçuna doğru ilerliyor. Şayet bu olursa dokunulmazlık kalkar. Başbakan bunu göze alamaz. Zira çok düşman yarattı kendine..
Anlayacağınız bir koalisyon güçler yumağı olan iktidarımızın en etkin koalisyon gücü kuklacının emri ile iktidara “güç gösterisi” yapmıştır. Demek ki şantaj işe yaradı. Dışişleri bakanı Güloğlu apar topar ABD ye gitti ve dün geldi. Sanırım harekâtın detayları konusunda önemli bilgiler getirdi. Sam amcanın tarafımıza verdiği ev ödevi çok, zamanımız ise az.
Bunu yazmak istemezdim ama çok yakın bir gelecekte sam amcanın yanında bir savaşa hızla gireceğiz. Girersek ne olur? Dilerseniz onu da bir dahaki yazıma saklayayım. Çünkü bölgemizde dengeler ve olaylar o kadar değişkenliğe gebe ki.. Bakarsanız bu yazdıklarımın 1 ay sonra hükmü kalmaz. Bakarsanız bana günümüz Nastradamus’u derseniz.